İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI ANKARA ŞUBESİ
14 NİSAN ÇAĞDAŞ MÜHENDİSLER HAREKETİ
PROGRAM
14 Nisan 2007'de başlayan hareketin özündeki heyecanı kavrayan ve paylaşan biz İnşaat Mühendisleri nasıl 14 Nisan'da Tandoğan Meydanı'nda idiysek, şimdi de Cumhuriyet'in temel değerlerine sahip çıkarak ve ülkenin içinde bulunduğu güç koşullardan hareket ederek, tam bağımsızlık temelinde ve emperyalist baskılara direniş eylemliliği ile bir araya geliyoruz; ve IMO Ankara Şubesi'nde sorumluluk yüklenmek üzere harekete geçiyoruz.
Bu önemli tarihten aldığımız ilhamla "14 Nisan Çağdaş Mühendisler Hareketi" adıyla yola çıkıyoruz.
Dünya'nın yeni bir döneme girdiği günümüzde, küresel emperyalist güçlerin uluslararası mekanizmalarının faaliyetleri ile Türkiye'de de büyük bir dönüşüm yaşanmakta ve artık, bağımsız yaşama olgusunun ortadan kalkmış olduğu iddiası, kavram olarak tüm dünya devletlerine empoze edilmektedir.
Emperyalist güçlerin ortaya koyduğu "küreselleşme" olgusu kısaca, ulusal ekonomilerin dünya piyasalarıyla eklemlenmesi ve bütün iktisadi karar süreçlerinin dünya kapitalizminin sermaye birikimine yönelik dinamiklerle belirlenmesi olarak yorumlanabilir.
Dünya ekonomilerini tek bir pazara dönüştürerek, karlılığını yükseltmeyi arzulayan sermaye için iki stratejik hedef söz konusudur.
- Ulusal devletin denetim gücünün sınırlandırılması,
- Emek örgütlerinin kazanımlarının yok edilmesi.
Küreselci güçler "Yeni Dünya Düzeni" kavramının yaşama geçmesi anlamında altını doldurma eylemlerine ve projelerini uygulama konusundaki faaliyetlerine devam etmektedirler.
Bu faaliyetlerin gelişim sürecinde, küreselleşmenin formüle edilmesinde çok stratejik öneme sahip olan Türkiye'de de, bütün dünyada olduğu gibi büyük oyunlar oynanmış ve oynanmaktadır.
Küreselleşmenin 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başındaki birinci evresinin atakları, Türkiye coğrafyasında 1876 1. Meşrutiyet devrimi, 1908 Hürriyet devrimi ve 1920'lerde Kemalist devrimlerle karşılanmıştır. Küreselleşmenin ikinci evresine 1970'lerle birlikte geçilmiş, bu evrenin kuluçka döneminde 1968 eylemleri ortaya çıkmış, 12 Mart 1971 darbesi sıra almış, ve ölümcül darbe 12 Eylül 1980'de gelmiştir.
Küreselleşme düzeninin yaratıcıları tarafından 12 Eylül darbecilerine verilen temel görev, önündeki en büyük engel olan "sol"un Türkiye'de;
- kimliksizleştirilmesi,
- doğal ve yasal kitleleriyle bağlarının koparılması,
- örgütlülüğünün dağıtılması,
- ve yok edilmesidir.
Bu görev 12 Eylül darbecileri tarafından maalesef başarılmıştır.
Küreselleşmenin ikinci evresindeki önemli tarihlerden bazıları şunlardır:
- 1 Kasım 1968'de Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Mustafa Kemal Yürüyüşü,
- 6 Mayıs 1972'de Deniz, Yusuf ve Hüseyin'lerin idam edilişi,
- DİSK'in kapatılmasına karşı 15-16 Haziran eylemi ve 3 işçinin ölümü,
- 12 Eylül'den sonra, 1990'lı yıllardan itibaren faili meçhul siyasi cinayetler (Turan Dursun, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu, ve diğerleri)
Bu anlamda emperyalistlere ve onların projelerine direniş eylemleri tarihleriyle anlam kazanmakta, bu tarihler bizlerin unutkanlıklarını ortadan kaldırmakta ve uyanık kalmamızı sağlamaktadır.
İşte 14 Nisan da böyle bir direnişin, ayağa kalkışın, emperyalist devletlerin yurdumuzu kuşatmaları ve parçalamaya dönük oyunlarını sahneye koymaları gerçeği karşısında "halkın yeniden uyanışının" tarihidir.
14 Nisan da artık tarihe geçmiştir.
Cumhuriyetimizin temel değerlerine yöneltilen saldırılar karşısında isyanını birkaç on yıldır daha çok içinde biriktiren halkımız 14 Nisan 2007'de Tandoğan'da bir araya gelmiş, tüm doğallığı ve içtenliğiyle kendiliğinden bir hareket başlatmıştır. Hareketin ilk olarak nereden veya neden başladığından bağımsız olarak özünü kavrayan milyonlar, kısa sürede tüm yurtta meydanlara dökülmüş ve bağımsızlığımızın sembolü Türk bayraklarıyla, işbirlikçi AKP hükümetine ve sırtını dayadığı küresel emperyalist güçlere bir karşı duruş sergilemiştir.
Bu hareketin özündeki heyecanı kavrayan ve paylaşan biz İnşaat Mühendisleri nasıl 14 Nisan'da Tandoğan Meydanı'nda idiysek, şimdi de Cumhuriyet'in temel değerlerine sahip çıkarak ve ülkenin içinde bulunduğu güç koşullardan hareket ederek, tam bağımsızlık temelinde ve emperyalist baskılara direniş eylemliliği ile bir araya geliyoruz; ve IMO Ankara Şubesi'nde sorumluluk yüklenmek üzere harekete geçiyoruz.
Bu önemli tarihten aldığımız ilhamla "14 Nisan Çağdaş Mühendisler Hareketi" adıyla yola çıkıyoruz.
14 Nisan Çağdaş Mühendisler Hareketi olarak bizler;
- Tarafımızı belirliyor ve "tam bağımsız Türkiye"den yana tavır koyuyoruz.
- Temel çelişkiyi zalim milletler, mazlum milletler (ezen, ezilen) ikileminde görüyoruz. Küreselleşmeye karşı ulusal kültürü savunuyoruz.
- Var oluşunun maddi koşullarını, iç kaynaklara ve iç üretime değil de, tamamen dışarıya borçlu olduğunu gören, dışarıyı savunarak ve dışarıya bağımlı olarak varlığını sürdürenlere karşı "ulusalcı" bir anlayışı savunuyoruz.
- Ulusalcılığı; Türkçülük, şoven milliyetçilik gibi etnik kimliklerle veya dışa kapanma, dünyadan kopma şeklinde algılayıp küçümseme eğiliminde olanlara inat; ülkedeki bütün üretici güçlerin varlığı, varoluş kaygısı olarak görüyoruz. Bu ülkenin kendi kaynaklarına dayanarak gelişmesi, refahı, çalışanın zenginleşmesi, yeteneklerin gün ışığına çıkarılması, girişimciliğin ve yaratıcılığın desteklenmesi ortaya çıkarılması olarak görüyoruz. Egemenlik iradesini elinde tutmak olarak algılıyoruz. Teröre ve bölünmeye karşı duruş olarak anlıyoruz. Yağmaya ve kurumların peşkeş çekilmesine karşı olmak, kendi üretim gücümüzü artırmak, kaliteyi yükseltmek, verimliliği ortaya çıkarmak olarak anlıyoruz. Değişik kültürleri bir arada yaşatmanın keyfi olarak tanımlıyoruz.
- Türkiye Cumhuriyeti'ni var eden felsefeye ve ilkelere inanıyoruz. Varlığımızı sürdürebilmemizin yegane yolunun kuruluş ilkelerini sahiplenip yükseltmekten geçtiğini savunuyoruz. Atatürk önderliğindeki kurucu iradenin, Cumhuriyet'in temel niteliklerini 1937 yılında Anayasa'nın en başına kaydettiği gibi, "Türkiye Devleti; Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve Devrimcidir," diyoruz.
- Bağımsızlıktan, devletin üniter yapısından, vatanın bölünmezliğinden, milletin birliğinden taviz verilmesine hiçbir şekilde razı olmayacağımızın bilinmesini istiyoruz.
- İnsan hakları ve özgürlükler gibi evrensel sol değerlerimize sahip çıkıyoruz. Bu değerlerin; bireyci, cemaatçi, tarikatçı, etnik kökenci çıkarlar uğruna küçültülüp heba edilmesine kesinlikle karşı çıkıyoruz.
- Milliyetçiliği, Atatürk'ün tanımladığı, "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir," ifadesiyle benimsiyoruz. Her türden etnik köken ayrımcılığını ve ayrılıkçılığını emperyalist ve faşist ideallere hizmet eden anlayışlar olarak görüyor ve reddediyoruz.
- Türkçü ve Kürtçü yaklaşımlarla vatanı bölmeye, milleti parçalamaya sürükleyen politikaları ortaya çıkaran ve destekleyenleri kınıyoruz. Bu kişilere karşı her düzlemde cepheden mücadele edeceğimizi bildiriyoruz.
- "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkının" emperyalizme karşı savaşa savaşa, etnik ve mezhepsel bölünmeleri arkada bırakan büyük bir devrimle Türk milletini oluşturduğunu biliyoruz. Bu kaynaşma sürecini ilerletmeyi, eşit yurttaşlar olarak, insanca ve kardeşçe yaşamak için biricik çözüm ve görev olarak benimsiyoruz. Ayrılıkçı olmayan Kürt vatandaşlarımızın ve meslektaşlarımızın her türlü hakkını ve özgürlüklerini sonuna kadar savunuyoruz.
- Toplumdaki gelir dengesizliğini derinleştiren, zenginlerle holdingcilik, fakirlerle sadakacılık oynayan anlayışlara karşı tüm halkın mutluluğu, özgürlüğü ve refahını esas alan Halkçılık anlayışını benimsiyoruz. Kamu çıkarını her türlü özel çıkarın üstünde görüyoruz.
- Ademi merkeziyetçi değil merkeziyetçi olmayı; planlı ve karma yeni ekonomik modeller geliştirmeyi; ulusal pazarlarımızı emperyalist tekellerin denetiminden ve sömürüsünden çıkarmayı esas alıyoruz.
- Laik bir toplumda yönetenler, kural ve yasaları belirleyenler yönetme ve kuralları belirleme yetkilerini, din dışı bir kaynaktan alırlar. Laiklik bu tanımıyla, "aydınlanma" ve günümüzdeki anlamıyla "demokrasi" kavramlarıyla birlikte ortaya çıkmıştır. Siyasal iktidarlarını "zorbalık" veya "Tanrı"ya bağlamaya çabalayan egemen sınıfların karşısında halk "eşitlik" talepleriyle "direnme" göstermiştir. "Egemenik kayıtsız şartsız milletindir," söylemi laikliğin tarihsel dayanağıdır. Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar ülkesi olmayacağı gibi egemenliğini de paylaşmayacaktır ve devretmeyecektir. Egemenliğin tahakküm altına alınmasına asla izin verilmeyecektir.
- Demokrasi, tarihte nasıl hep kralları, senyörleri, feodal aristokrasiyi, din adına kamusal alana hükmeden şarlatanları devire devire ilerlediyse, Türkiye'de ve Türkiyeli kurumlarda da (TMMOB, DİSK, KESK, TTB gibi) öyle ilerleyecektir. Devrimciliğin ve tam bağımsızlığın demokratikleşmede, olmazsa olmaz iki koşul olduğunu biliyoruz. Her türlü aristokrasiyi, klikleşmeyi, kemikleşmeyi devrimci bir anlayışla reddedeceğimizi bildiriyoruz.
Değerli arkadaşlar, bütün bu anlattıklarımızdan ve ortaya koyduğumuz politikalardan yola çıkarak TMMOB ve İMO'ya bakışımızı da sizlere aktarmak istiyoruz.
TMMOB'ye Bakış...
TMMOB; Kurtuluş Savaşı ardından kurulan Cumhuriyet'in ulusal egemenlik ve bağımsızlık temelindeki ulusal kalkınma hamlelerinin ürünüdür. Türkiye'nin mühendislik ve mimarlık hizmetlerine gereksinimi ve bu alanın düzenlenebilmesi amacıyla devletin yasama organının çıkarmış olduğu bir yasa ile 1954'te kurulmuştur. Mühendislik ve mimarlık hizmet alanlarının düzenlenmesi amacıyla görevlendirilmiştir. Günümüzde, diğer benzer nitelikli meslek örgütleri gibi Anayasa'da yer aldığı haliyle özerk kamu kurumu niteliğindedir.
TMMOB 1960'lardan başlayarak 1980'lere dek yükselen halk muhalefeti içinde yer almış, bağımsızlık, kalkınma, aydınlanma ve emek mücadelesinin önemli ve saygın bir örgütü haline gelmiştir. Türkiye'nin mühendis ve mimarlarının gereksinimi olan politikalar örgütü büyütmüş, etkin kılmıştır. 1980'ler sonrasında emperyalist ülkelerin şampiyonluğunu yaptığı kavramlar olan; kendileri dışındaki ülkeleri, halkları bölen, birbirine düşüren ulus devletleri yıkmak için makyaj malzemesi olarak kullanılan demokrasi ve insan hakları söylemlerine kilitlenen kadroların yönlendiriciliğindeki TMMOB bu mirasa sahip çıkamamıştır. Ne yazık ki; TMMOB günümüzde 1980'ler öncesindeki toplumsal saygınlığını kullanmakla yetinme durumundadır.
TMMOB ve Odalarda; mühendislik ve mimarlık mesleği ile neredeyse tümüyle örtüşen ulusal kalkınma kavramının ihmal edilişi, bu yönde üyeleri kavrayıcı ve seferber edici politikaların geliştirilememesi, mühendisler ve mimarları örgütsüzlüğe mahkum etmiştir. Mühendis ve mimarların örgütlülüğe olan güvenleri kırılmış, örgütlülükten beklentileri azalmıştır. İzlenen politikaların sonucunda, kısır çekişmelerin yaşandığı, sözde sol muhalefet yapılan, etkin olmayan, bırakın örgütsüz mühendisler ve mimarlar açısından çekim merkezi olmayı; örgütlü olanların bile örgütlerine yabancılaştığı, örgütlerinin olumlu politikalarına bile üyelerince yeterince sahip çıkılmayan, arkasında durulmayan tırnak içinde bir "örgütlülük" meydana gelmiştir.
Yukarıda sayılan nedenlerden ötürü, TMMOB ve Odalarında gönüllü ve amatörce çalışma yürüten üyelerin azalışı doğal olarak bir daralmayı beraberinde getirmiştir. Bu da TMMOB ve Odaların yönetim organlarında sürekli aynı kişilerin ya da aynı anlayışa sahip olanların içinde bulunduğu bir kastlaşmaya yol açmıştır. Yönetim çevrelerinde süreğenleşen kastlaşma, karşılıklı etkileşim gereği yeni liberal ve yeni sol politikaların tüm örgütte egemenleşmesini doğurmuştur. Dar grupçuluk, yabancılaşma ve kemikleşme artmıştır. Toplam üye sayısına göre sayısı çok az (yüzlerle ifade edilebilir) bir dar grup kendi içinde yönetim görevlerini devrede devrede adeta profeyonelleşmiş; yönetimde kalmak için artık üyelere de gereksinim duyulmamış; mühendis ve mimar üyeleri demokratik süreçlerden uzak tutmanın ince yöntemleri geliştirilmiş; kamu yararına bir örgüt olma heyecanı yitirilmiş; dar grup çıkarları mühendis ve mimar üyelerin ve doğaldır ki Türkiye'nin hak ve gereksinimleri önüne konmuştur.
Süregelen yanlış politikalar; kastlaşma eğiliminin yaratıcıları ve sürdürücüleri tarafından genel kurullarda, kurultaylarda, danışma kurullarında gönül rahatlığı ile savunulamamıştır. Bu tür toplantıları olabildiğince sesiz sedasız savuşturmaya, genel kurulların kafa kol ilişkilerinin yoğun olarak kullanıldığı seçimlere indirgemeye çaba göstermişlerdir. Kastlaşma eğilimi, yönetimlerde etkilerini sürdürebilmek için genel kurul süreçlerinde; şirin gözükme kaygısıyla sözde "demokrasi" ve "insan hakları" söylemleri ardına sığınarak her türlü etnik ya da azınlık milliyetçiliğini pohpohlamıştır. Odalar ve TMMOB liberal, serbest piyasacı, gerici ve ırkçı anlayışların hakim olma tehlikesini yalnızca genel kurul süreçlerinde anımsamaktadırlar. Sözkonusu tehlikeler, kastlaşma eğilimi taşıyanların yönetimlerde etkinliklerini koruyabilmeleri ve sürdürebilmeleri için, üyelerin gözünde bir "meşruiyet aracı" olarak kullanılmaktadır. Ama genel kurul süreçleri bittikten sonra, yine aynı çevrelerce; Cumhuriyet devriminin kazanımları, aydınlanma ve laiklik doğrultusunda duyarlılık gösteren üyeler dışlanmaya çalışılmaktadırlar. Ulusal bağımsızlık ve egemenlik ilkesini bir kenara iten küreselleşmeci "yeni liberal" ve "yeni sol" politikaları Odalar ve TMMOB'de etkili kılmayı sürdürme çabasına yoğunlaşmaktadırlar.
Ne yapılmalı?..
Kastlaşma eğiliminin karşısında vatansever, ulusal bağımsızlıkçı çizgide tutarlı bir duruş için bugün tüm koşullar uygundur. Yapılması gereken doğru bir program etrafında, birleşmektir. Programın ana ekseni; bağımsız, kamu ağırlıklı ekonomik ve toplumsal kalkınmayı yaşama geçiren bir Türkiye'nin yaratılması, beraberinde de bunun gerçekleştirilmesinde önemli bir payı olacak mühendis ve mimarların haklarını ve özlemlerini esas almaktır.
Mühendislik ve mimarlık mesleklerinin kaderi; Türkiye'nin kaderiyle, başka bütün mesleklerdekinden daha fazla birleşmektedir. Ulusal bağımsızlık ortadan kalkınca; bu ortamda artık ulusal kalkınmaya, ulusal planlamaya, dolayısıyla Ulusun mühendisleri ve mimarlarına da gereksinim olmayacaktır. Artık günümüzde; mühendislik ve mimarlık mesleği; yabancı tekellerin kârlarını çoğaltmak uğruna doğrudan yatırım yapması ve yine bu tekellere bağımlı aynı kaygıları güden özel yerli tekellerin yatırım yapması inisiyatifine terkedilmiştir. Yani kâr yoksa yatırım da, hizmet de yoktur. Tabii yabancı ya da yerli tekellerin kârlarının Türkiye insanının ve doğasının sırtından ne paha ile kazanıldığı gayet açıktır. İşte bu nedenledir ki; TMMOB ve İMO; ulusal egemenlik ve bağımsızlık, ulusal kalkınma, aydınlanma ve emek eksenli Devrimci Cumhuriyet çözümü doğrultusunda meslek alanlarını düzenlemelidir. Meslektaşlarını ancak bu politikalarla kucaklayabilir, kavrayabilir. Bu nedenle TMMOB ve İMO için ABD ve AB emperyalizmine, küreselleşmeye, yeni dünya düzenine, özelleştirmeye, yerelleştirmeye, STK'leştirmeye, her türlü gericiliğe, ayrılıkçılığa ve şoven milliyetçiliğe karşı çıkmak izlediği bilimsel, teknik ve mesleki politikalardan ayrı düşünülemez.
TMMOB ve İMO'da üyelerin inisiyatifini artırmak, buralarda izlenen doğru politikalarla olasıdır. Ulusal bağımsızlıkçı ve vatansever politikalar; mühendis ve mimarların örgütlerine yabancılaşmasını engelleyecek, TMMOB ve Odalardaki seçimlere, seçimle gelinen örgüt organlarına, komisyonlara, çalışma gruplarına üyelerin daha etkin katılmalarını, gönüllü ve amatör emek vermelerini, üye ödentilerini ödemelerini sağlayacaktır. Böylece örgüt-üye ilişkisinin gelişmesi sonucunda güçlenen TMMOB ülkemizin kalkınma politikalarına bağımsızlıkçı, vatansever, kamucu bir yön verecektir.
İMO ANKARA ŞUBESİ İÇİN HEDEFLERİMİZ
Mesleğin ve İMO Ankara Şube Örgütlülüğünün Güçlendirilmesi
İMO Ankara Şube, gücünü, temsil ettiği inşaat mühendisleri kitlesinden alır. Ankara şubenin en önemli sorunu kendini var eden kitleden kopmasıdır. İMO ve TMMOB ile ilgili açıklandığı gibi doğru çizgide yürütülecek bir mücadelenin meslektaşlarımızdan büyük bir destek göreceği açıktır. Bunun için;
- Yasal yetkiler etkin kullanılacaktır.
- Yasa yapıcılara karşı mesleki konularda baskı grupları oluşturulacaktır.
- Temsilciliklerimizle eşgüdüm sağlanacaktır,
- Meslektaşlarımıza sosyal gereksinimlerini en ucuz şekilde giderebilecekleri mekanlar yaratılacak, bir lokal mutlaka hayata geçirilecektir.
- Meslektaşlarımızın yaşam kalitesinin yükseltilmesi ve meslek onurunun korunması için mücadele edilecektir.
- Dengesiz ücret rejiminin, meslektaşlarımızın mağduriyetini giderecek şekilde düzeltilmesi için mücadele edilecektir.
- Hükümetin haksız olarak görevden aldığı ve sürdüğü meslektaşlara sahip çıkılacak, özel sektörün haksız nedenlerle işten çıkartmış olduğu mühendislerle dayanışmaya gidilecektir.
- Teknolojinin, iş yapma biçiminin, çalışma koşullarının sürekli ve hızla değiştiği günümüz koşullarında meslektaşlarımızın teknik ve mesleki yeterliliklerinin sürdürülmesine dönük programlar oluşturulacak ve yaşama geçirilecektir.
- Meslek içi eğitim; gereksinimler doğrultusunda ve meslektaşlarımızın bütçelerine uygun bedellerle yaygınlaştırılacak, bu amaçla tüm olanaklar sonuna kadar kullanılacak, gerektiğinde ücretsiz eğitimler planlanacaktır.
- Yetkin Mühendislik konusu bu konuda kaygılanan meslektaşlarımızı rahatlatacak şekilde çözüme kavuşturulacaktır.
- Mesleğin meslek dışı kişilerce kullanımı nedeniyle toplumun yaşam güvenliğinin yok edilmesine karşı mücadele verilecektir.
- İnşaat mühendisliği alanlarında üretim ve hizmetin yerine getirilmesinde, yaygınlıkla kullanılan standartların oluşturulmasında ve geliştirilmesinde etkin olunacaktır. Bu alanda çalışan kurumlara katkı koyulacak ve yeni mekanizmaların oluşmasına önderlik edilecektir.
- Denetim yetkimizin gerçekçi bir şekilde oluşturulması mücadelesi verilecek, yapı denetim kuruluşlarında çalışan meslektaşlarımızın zorunlu oldukları eğitimin bedelinin 100 YTL'ye indirilmesi sağlanacaktır.
- İnşaat mühendisliği eğitimi veren üniversitelerle teori ve uygulama konularında eğitim kalitesinin artırılması için ortak çalışmalar düzenlenecektir.
- İnşaat mühendisliği eğitimi gören öğrencilerle sıcak ilişkiler kurulacak ve onlara okul yaşamı döneminde destek programları hazırlanacaktır. Okul sonrası mesleğe uyum ve istihdamın geliştirilmesi konularında çalışma grupları oluşturulacaktır.
- Başta üniversitelerin mühendislik bölümleri olmak üzere tüm eğitimin (ilk, orta, yüksek) ulusal resmi dil Türkçe ile yapılması savunulacaktır. Eğitimin Amerikanlaştırılması ya da bir başka emperyalist merkezin egemenliğine terkedilmesine yönelik işbirlikçilikten, hazır reçetecilikten uzak durulması için çalışılacaktır.
- Üniversitelerimizin İnşaat Mühendisliği bölümlerinden mezun olan öğrencilerin en iyilerinin, (başta ABD ve AB olmak üzere) yurtdışına beyin göçü ile kaptırılmasına engel olacak yönde çalışılacaktır.
Mesleki Bilginin Halkın Hizmetine Sokulması
- Uluslararası tekeller ve yerli işbirlikçilerinin zorlamasıyla meslek alanımızda başlatılan plansız, hesapsız ve kitapsız projelerin gerçek yüzü ortaya çıkarılacaktır.
- Hizmetler kamu çıkarı doğrultusunda düzenlenecek ve kamusal denetim yapılacaktır.
- Yerel yönetimlerle yapıcı ilişkiler kurulacak; ancak, Ankara'nın çağdaş başkent kimliğini bozan plansız, teknik altyapısı olmayan çalışmalar yapan yönetimlerle hukuki zeminde ve gerekirse meydanlarda mücadele edilecektir.
- Güvenilir yapı üretimi konusunda; teori, eğitim ve üretim açısından bütünsellik içeren çalışmalar yapılacaktır.
- Depremden korunma konusunda toplumu aydınlatacak programlar düzenlenecektir.
- Mesleki konularda araştırmalar yaptırılacak ve makaleler üretilmesine destek olunacaktır. Toplumu rahatsız eden yapılaşmalarla ilgili konularda medya aracılığı ile programlar hazırlanacaktır.
- Doğal kaynakların yağmalanmasına karşı durulacaktır.
- Diğer demokratik kitle örgütleriyle ortak zeminlerde ortak eylemler geliştirilecektir.
14 NİSAN ÇAĞDAŞ MÜHENDİSLER HAREKETİ