Uluslararası Çevre Yönetiminde
Öncesi ve Sonrasıyla Kyoto Protokolü
Yunus ARIKAN (ENVE’94)
Bölgesel Çevre Merkezi Türkiye Ofisi (REC Türkiye)
İklim Değişikliği Proje Yöneticisi
“Atmosferdeki sera gazı birikimlerini, iklim sistemi üzerindeki tehlikeli insan kaynaklı etkiyi önleyecek bir düzeyde durdurmayı başarmayı” hedefleyen BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 1994 yılında yürürlüğe girmiştir. İklim değişikliği ile savaşım konusunda atılacak adımların etkinleştirilmesi yönündeki ilk adım olan ve 1997 yılında kabul edilerek 2005 yılında yürürlüğe giren Kyoto Protokolü ise güçlü, yenilikçi düzenlemeleri ve bağlayıcı yaptırımlarıyla çevre kaygılarının insan hayatının her alanına müdahale etmesini ve yön vermesini sağlamaktadır.
Kyoto Protokolü, esas olarak, BMİDÇS kapsamında sera gazlarının salımlarında tarihi sorumluluk taşıyan ülkelerin (Sözleşme Ek-I Ülkeleri; 1992 yılı itibarı ile OECD üyesi olan ülkeler ve Rusya, Beyaz Rusya, Ukrayna dahil olmak üzere Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri) Sözleşme’de iyi niyet temelinde kalan yükümlülüklerine karşılık, ülkeler bazında sayısal ve zaman içerisinde karşılaştırılabilecek hedefler belirlemelerini (Protokol Ek-B ülkeleri)ve bu hedeflere ulaşılamaması halinde çeşitli yaptırımlar uygulanmasını içermektedir.
Aslında Sözleşme’nin zayıf hükümler içerdiği Sözleşme’nin yürürlüğe girdiği 1994 yılından itibaren bilinmekteydi. Bu amaçla, 1995 yılında gerçeklenen 1. Taraflar Konferansı’nda (COP1) oluşturulan Berlin Buyruğu Geçici Çalışma Grubu (AGBM), 2 yıllık yoğun müzakereler sonunda Protokol metnini ortaya çıkarmış ve Protokol Kyoto’da gerçekleştirilen COP’3’te kabul edilerek imzaya açılmıştır. Kyoto Protokolü kapsamnda her ne kadar daha kapsamlı yükümlülükler belirlense de, bunların ayrıntıları ve işleyişi aradan geçen 4 yıl boyunca devam eden ve zaman zaman kesilme noktasına gelen müzakereler sonucunda 2001 yılında belirlenmiştir.Sözleşme ve Protokol’ün tarihsel gelişimi Şekil 1’de, her iki yasal belge arasındaki temel farklılıklar Çizelge 1’de sunulmaktadır.
BMİDÇS | KYOTO PROTOKOLÜ |
Ek-I Ülkeleri için sadece 2000 yılı hedefi (niyet düzeyinde) var. | Ek-I ülkeleri, 1. Dönem için (2008-2012) somut hedefler alıyor |
Yaptırım gücü zayıf. | Hedeflerin tutmaması halinde sonraki dönemler için yükümlülükler ağırlaştırılıyor. |
Esneklik kuralları sadece belli ülkeler için geçerli. | Belli kurallar içinde uygulanan esneklik düzenekleri tüm taraflar için geçerli. |
Gruplar arası ayrım için tek kriter, OECD üyeliği ve gelişmişlik derecesi. | Her ülke, görüşme yoluyla kendisi için farklı bir yükümlülük belirleyebilir. |
Tüm iklim görüşmelerinin temel metni. | 2005 yılından itibaren 2012-sonrası dönem için (süre, yükümlülük oranları, ülkeler) yeni görüşmeler başlayacak, bu amaçla yeni ittifaklar kurulabilecektir. |
Sera gazları tanımlanmamaktadır. | Protokol kapsamında kontrol altına alınması hedeflenen gazlar (Ek-B: CO2, CH4, N2O, PFC, HFC, SF6) belirtilmiştir. |
Sadece ana sektörler (enerji, sanayi, ulaştırma, tarım, atık, ormancılık) | Salımların sınırlandırılması kapsamında ele alınacak alt sektörler tanımlanmıştır. (Ek-A) Dolayısıyla bazı alt sektörler kapsam dışına alınmıştır (Ör. Uluslararası sivil havacılıktan kaynaklanan salımlar) |
Sözleşme’nin imzalandığı 1992 yılında, sanayileşmiş ülkelerde dahi, CO2 dışındaki diğer sera gazlarına dair sağlıklı bir veri yoktu. Kyoto Protokolü kapsamında sera gazları ve sektörlerin daha ayrıntılı tanımlanmasıyla, ilk yükümlülük dönemi olan 2008-2012 yılları arasında Ek-I ülkelerinin sera gazı salımlarının 1990 yılı seviyesinin toplamda %5,2 altına çekmesi hedefi ortaya konulmuştur. Bu ülkelerin 1990 yılındaki tür gazlar itibarıyla salım miktarları 2006 yılında sunulan son envanterleri ve raporlarına dayanarak kesinleştirilmektedir.
Ülkeler, gerek Sözleşme gerekse Protokol yazılırken, o dönemlerde son derece kapsamlı bilimsel ve teknik veriler bulunmamasına rağmen, insan kaynaklı iklim değişikliği ile savaşım yönünde bir an önce adım atılabilmesi için pragmatik kararların alınmasının gerekli ve zorunlu olduğuna inanmıştır. Bu nedenle, Kyoto Protokolü’nde belirlenen hedefler daha çok siyasi müzakerelerin sonucunda ortaya çıkmıştır. 1997 yılında Avrupa Topluluğu olarak adlandırılan günümüz Avrupa Birliği, diğer ülkelerle karşılaştırıldığında, konuyu bilimsel analizlerle ele alması nedeniyle daha öncü bir konuma yükselmiştir. Ancak diğer sanayileşmiş ülkelerin yükümlülük almak konusundaki isteksizliği nedeniyle, başlarda %15 düzeyinde olması öngörülen 15 üyeli AB salım azaltım hedefi, diğer ülkelerle uzlaşma içerisinde %8’e kadar gerilemiş, diğer ülkelerin hedefleri de AB’nin hedefleriyle paralel bir çizgide belirlenmiştir. Böylelikle, toplamda %5,2 hedefi bir toplam hedef olarak ele alınıp bu hedefin ülkelere dağılımı hesaplanmamış, bunun yerine her ülkenin kendi hedefinin kümülatif toplamı ortaya konulmuştur. Protokol Ek-B listesinde belirtilen Ek-I ülkeleri salım azaltım ya da sınırlandırma hedefleri Şekil-2’de sunulmaktadır.
Kyoto Protokolü’nü diğer uluslararası çevre sözleşmelerinden farklı kılan en önemli özelliklerinden birisi de hedeflere ulaşmak için tanımlanan esneklik düzenekleridir. Bu düzenekler, esas olarak 1990lı yıllarda tüm dünyada yaygın bir eğilim kazanan piyasa ekonomisinin ilkeleri gözetilerek kurgulanmıştır. Bu düzeneklerin, yükümlülük alan Ek-B ülkelerinin ulusal sınırlar içerisinde yürütecekleri sera gazı salımlarının azaltılması çabalarına ek olarak ve onları tamamlayan nitelikte olmasına özellikle vurgu yapılmaktadır. Bu düzeneklerin temel tanımlamaları Çizelge 2’de sunulmaktadır.
Kyoto Protokolü’nün proje temelli esneklik düzenekleri, Ek-I ülkelerinin kendi aralarında (Ortak Yürütme) ya da Ek-I Dışında yer alan gelişmekte olan ülkelerde (Temiz Kalkınma Düzeneği) uygulayacakları projeler aracılığıyla elde edecekleri sera gazları tasarruflarının kendi kotalarına dahil edilmesini öngörmektedir. Salım Ticareti ise gerek ülke içinde, gerek ülke dışındaki yatırım ve projeler sonucunda elde edilecek sera gazı salım tasarruflarının, oluşturulacak karbon borsalarında, gerek firma gerek ülke hedeflerine ulaşılması için ticaretinin yapılmasını öngörmektedir.
2001 yılında iktidara gelen yeni federal hükümetin reddettiğini açıklamasına rağmen, ABD, ilk günden itibaren Kyoto Protokolü ile ilgili bütün müzakerelere katılmış, hatta özellikle Esneklik Düzeneklerinin kurgulanmasına öncülük etmiştir. ABD, Protokolü 1997’de Kyoto’da imzalamış ancak bu uluslararası protokole katılım yönünde ulusal yasama süreçlerini işletmemiştir. Dolayısıyla, gelecekte bu konuda kararlı bir yönetimin iktidra gelmesi halinde, ABD’nin de Protokol’e katılma hakkı bulunmaktadır. 2007 yılı itibarı ile Sözleşme ve Kyoto Protokolü kapsamında ülkelerin gruplanması Çizelge 3’de sunulmaktadır.
Türkiye, 1991-1992 yıllarında Sözleşme kaleme alındığında OECD üye olması nedeniyle hem sera gazı salımlarının artışında tarihsel sorumluluğu tanımlayan Ek-I listesinde hem de bu alanda yürütülecek çalışmaların mali sorumluluğunu paylaşan Ek-II Listedinde ye almıştır. Türkiye, yürütülen uzun müzakerelerin ardından, 2001 yılında kabul edilen 26/CP/7 numaralı karar uyarınca Sözleşme Ek-1’de, diğer ülkelerden farklı bir konumda yer almaya hak kazanmış ve 2004 yılında da Sözleşme’ye katılmıştır.
Kyoto Protokolü 1997 yılında kabul edildiğinde, Beyaz Rusya ve Türkiye – her ikisi de henüz Sözleşmeye taraf olmadıkları için- salım azaltım yükümlülüklerinin belirlendiği Ek-B Listesinde yer almamaktadır. Beyaz Rusya 2005 yılında Protoko’e katılmış, 2006 yılında -%5 hedefiyle Ek-B Listesinde yer almak istediğine dair bir talepte bulunmuştur. Beyaz Rusya’nın bu talebi Aralık 2006 tarihinde Narobi’de düzenlenen COP/MOP2’de görüşülmüş ve Beyaz Rusya’nın -%8 hedefiyle Ek-B Listesinde yer alması kabul edilmiştir.
2007 yılı itibarı ile, Türkiye Sözleşme Ek-1 Listesinde yer aldığı için CDM projelerinde evsahibi olamamaktadır. Türkiye, bugün Kyoto Protokolüne katılsa dahi, adı Ek-B listesinde yer almayacağı için JI ya da ETS projelerine de katılamayacaktır. Dolayısıyla, Kyoto Protokolü’ne katılmak Türkiye için siyasi bir adım olarak yorumlanacak ve Türkiye Kyoto Protokolü’nün gerekliliğine ve işleyişini kabul eden ülkeler arasında yer alacaktır. Kyoto Protokolü Esneklik Düzenekleri’nde yer almak sera gazı salımlarının sınırlandırmasına ya da azaltılmasına dair bir yükümlülük hedefi içerdiği için mevcut koşullarda Türkiye’nin bu sürecin dışında kalması söz konusu olabilecektir.
Türkiye’nin Kyoto Protokolü’ne katılması, çok büyük olasılıkla, Ek-B dışı ülke konumunu garantileyerek, 2012 sonrası müzakerelerde oluşacak ve daha esnek koşullar (karbon yoğunluğunun azaltılması, gönülllü hedefler, sektörel hedefler gibi) içerecek yeni Ek-C, Ek-D gibi listelerinde G. Kore, Meksika ve diğer İleri Gelişmekte Olan Ülkeler ile beraber yer almak yönünde bir strateji izlemesine de olanak tanımlayacaktır. Bu süreç ayrıa önümüzdeki dönemde daha da yoğunlaşacak AB Katılım Müzakerelerinde Türkiye içinn avantajlı bir konumda oluşturabilecektir.
Kyoto Protokolü, tüm dünyada sürdürülebilir toplum modellerinin hayata geçirilebilmesi için küçük ama önemli bir adımdır. Kyoto Protokolü’nün yaşaması, iyileştirilmesi ve sürekliliğinin sağlanması, bu yöndeki çabaları daha da güçlendirecektir.
KAYNAKLAR
ARIKAN Y., 2003, “Kyoto Protokolü Öncesinde Değişen İklim, Kızışan Müzakereler ve Türkiye”, 9. Türkiye Enerji Kongresi Bildiriler Kitabı Cilt-I, Sayfa: 393, DEK-TMK, İstanbul.
Çevre ve Orman Bakanlığı, 2004, “İklime Özen Göstermek”, Ankara.
TÜRKEŞ M., Sümer U., Çetiner G., 1999, “İklim Değişikliğinin Bilimsel Değerlendirilmesi”, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Seminer Notları, Çevre Bakanlığı.
ARIKAN Y., 2006, “İklim Değişikliği için Müzakerecinin El Kitabı”, REC Türkiye.
ARIKAN Y., 2006, “BMİDÇS ve Kyoto Protokolü – metinler ve temel bilgiler”, REC Türkiye.
Bu yazı, ODTÜ Mezunlar Derneği’nin Ocak 2007’de yayınlanan 159. sayısında yer almıştır.
Bölgesel Çevre Merkezi (REC) Merkezi Macaristan’da bulunan kar amacı gütmeye, bağımsız ve tarafsız bir uluslararası kuruluştur. REC Türkiye 2004 yılında çalışmalarına başlamıştır. REC Türkiye 2005 yılı Mayıs ayında BMİDÇS 6. Madde (Eğitim, Öğretim ve Kamuoyu Bilinçlendirilmesi) alanında Ulusal Odak Noktası olarak görevlendirilmiştir.