*
 
*
 

 
*
 
*
28 Ağustos 2008
 

 
*
 
 * 
*
 
*

 
 
*
 
*

*
 
*
21 Ağustos 2008 
 

 
 
* 

     *  

*

* 

*

     *  

*

*

Yalçın BAYER

27 Haziran 2008

ybayer@hurriyet.com.tr

Asıl söylemek istedikleri...


DENGİR Mir Mehmet Fırat'ın NYT'deki söyleşisinde vurguladığı, dikkatlerden kaçan bir nokta var: 'Din Yolları'.

İki gündür bakıyorum 'din yolları' tanımlaması tüm basında biraz eksik değerlendiriliyor gibi. Din yolları derken Dengir Fırat'ın neyi kastettiğini doğru anlamakta yarar var diye düşünüyorum:

Tarik Arapça'da 'yol' demektir. Tarikat bu kelimenin çoğuludur ve 'yollar' manasına gelir. Mezhep kelimesi Zehebe (Gitmek) fiilinden türemiş olup anlam olarak benzemektedir. Tarikat tasavvuf için yol, mezhep ise şeriat için yol demektir. Tarikat keşfe ve ilhama dayanırken, mezhepler nakle (kitap, paygamber) dayanır.

Şeriat, Arapça kökenli bir sözcük olup; "yol; mezhep; metod; ádet; insanı bir ırmağa, su içilecek bir kaynağa ulaştıran yol" anlamına gelir. İslam dinindeki terimsel anlamı ise "iláhî emir ve yasaklar toplamı."

Dengir Fırat
şeytanlık yapıyor.

Örneğin: Türk Dil Kurumu Sözlüğü'nde,

Şerefsiz: 'Saygınlığını yitirmiş insan' anlamına geliyor.'Şerefsiz' demek yerine, 'saygınlığını yitirmiş insan' diyerek bir yandan baskın olan sözcüğün etkisini azaltırken öte yandan söylemek istediğinizi söyleyebilirsiniz.

Dengir Fırat'da bunu yapıyor.

Bülent GÜRSOY-Türk Mühendisler Birliği Dernek Başkanı

*

*

*

*

Yalçın BAYER

24 Haziran 2008

ybayer@hurriyet.com.tr


Takiyenin zirvesi

NYT'deki demecinde "Türk toplumu bir travma yaşamıştır. Bir gece içinde kıyafetlerini, dillerini değiştirmeleri istenmiştir. Bu travmayı yaşamayan toplumlar, kıyafet tartışmalarını anlayamazlar" diyen AKP'li Dengir Mir Mehmet Fırat, Atatürk'ün önderliğinde gerçekleştirilen Kurtuluş Savaşı ve devamında ortaya konulan aydınlanma devrimlerini içine sindirememiş olan bu zihniyet, içindekileri kusmaktadır.

Takiye yapan insanlarda sık görülen bir durumu Dengir Fırat tekrarlamaktadır. Takiye yapan insanlar köşeye sıkıştıklarını düşündükleri korku ve panik anlarında özlerine dönerler. Dengir Fırat da özüne döndüğünde; akla dayalı, laik, çağdaş, demokratik ve özgür bir topluma dönüşmüş olmanın verdiği acıyla, geride kalmış, dine dayalı, dini kurallarla ve bu kuralları temsil ettiklerini iddia eden siyasal dincilerce yönetilen bir devlet organizasyonu özlemini ortaya koymuştur.

Bugün bulundukları konumları borçlu oldukları Mustafa Kemal Atatürk'e ve yol arkadaşlarına bu kadar dil uzatacak cesareti buluyor olmaları, acı ve üzüntü vericidir. Tamamen karşı oldukları bir dünya görüşünün kurumlarından ve temsilcilerinden güç alarak bunu yapıyor olmaları da önemli bir çelişkidir ve takiyenin zirvesidir. Fırat'ı kınıyoruz.

Bülent GÜRSOY

TMBD Genel Başkanı

 
  
*
*
*
*
ULUSAL KANAL'da 10 Haziran 2008 tarihinde yayınlanan Prof. Dr. Alpaslan IŞIKLI'nın hazırlayarak sunduğu
"HALKÇI İKTİSAT" Programına katılan TMBD Genel Başkanı Bülent GÜRSOY İnşaat Sektörünün sorunlarını anlattı.
*
*
                      
*
*
15 Mayıs 2008 Akşamı ANKARA BİLKENT OTEL'de yapılan TMBD 60. YIL KUTLAMALARI ve ÖDÜL TÖRENİ etkinlikleri, 16 MAyıs 2008 Pazar günü akşamı; KANAL D, STAR TV, KANAL B, ART, ULUSAL KANAL, HALK TV, Televizyonlarında Ana Haber Bütenlerinde geniş yer verilerek yayınlandı. 
*
*
 ,
*
*
*
*

 
*
*
 
 
*
*
*
*

 
*
*
 

YENİ ŞAFAK GAZETESİ

17 05 2008

367'nin mucidi Kanadoğlu'na şaka gibi ödül

Türk Mühendisler Birliği Derneği, eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve 367'nin mucidi Sabih Kanadoğlu'na 'Demokrasi Ödülü'nü verdi. Düzenlenen bir törenle ödül Kanadoğlu'na verilirken, geceye eski Cumhurbaşkanı Necdet Sezer de katıldı. Törende bir konuşma yapan Kanadoğlu, Türkiye'de sandık demokrasisinin hüküm sürdüğünü söyledi.

SANDIKTAN ÇIKMAK YETMEZ

Demokrasinin zor bir rejim olduğunu belirten Kanadoğlu, " Bugün Türkiye'de sandık demokrasisi hüküm sürüyor. Sandıkta çıkmanın herşeyi yapmaya yeterli olduğu sanılıyor. Bu demokrasi değildir. Bunun adı 'Alaturka demokrasisi'dir. Bugün çağdaş demokraside huzurla, güvenle yaşayabilmenin umudunu yaşıyoruz ve bu umudu sonuna kadar da muhafaza edeceğiz" dedi.

*

*

YENİ ŞAFAK

17.05.2008

İzleyecek televizyon bulamıyor

10. Cumhurbaşkanı Sezer, Kanaltürk'ün satışının ardından katıldığı bir programda izleyecek bir televizyonun kalmadığını söyledi

BEHÇET GÜNGÖR / ANKARA

Eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, izleyecek televizyon programı bulamıyor. Sezer, "İzleyecek televizyon bulamıyoruz. İzleyecek televizyon kaldı mı?" dedi. Sezer, önceki akşam Türk Mühendisleri Birliği Derneği'nin Ankara Bilkent Otel'de düzenlediği 60. Kuruluş yıldönümü etkinliklerine katıldı. Sezer, burada 'ulusalcı' olarak bilinen Türk-Metal İş Sendikası'nın televizyonu olan Avrasya Televizyonu'nda (Art) program yapan Bahadır Tokmak ve Turgay Yıldız ile sohbet etti. Sezer kendisine 'hoş geldin' diyen Tokmak ile Yıldız'ı kucaklayarak, Art'deki programlarını zevkle izlediklerini söylediler. Sezer, "İzleyecek televizyon bulamıyoruz. İzlenecek kim kaldı ki? Bir sizi izleyebiliyoruz" dedi. Sezerlerin bu sitemleri Kanaltürk televizyonunun satışından dolayı dile getirdiği belirtildi. Sezer, Kanaltürk televizyonunu çok dikkatli izleyen bir izleyici olarak biliniyor. Cumhurbaşkanlığı yaptığı süre içinde de Kanaltürk'e büyük ilgi gösteren Sezer, bu televizyonun Sheraton Otel'de 5 Aralık 2006 tarihinde düzenlediği kokteyle katılarak burada 4 saat 10 dakika kalmıştı.

Ulusalcı kaç kanal kaldı?

Gecede sunuculuk yapan Tokmak ile Yıldız, "kaç ulusalcı televizyon kaldı" sorusunu sorarak Kanaltürk'ün satışını eleştirdi. Bu eleştiriye Sezer'in masasından 'Tek kanal kaldı' sesleri yükseldi. Sezer de başını sallayarak destek verdi.

*

*

 

 *
*

16 Mayıs 2008 / HÜRRİYET GAZETESİ EKONOMİ SAYFASI


Otomotiv, inşaat ve beyaz eşyaya çelik zammı kapıda



ABD mortgage piyasasındaki zararını tarımsal emtia piyasasında yüklü pozisyonlar alarak kapamaya çalışan spekülatör yatırımcılar gıda fiyatlarının tavan yapmasına neden oldu. Şimdi de çelik, bakır, çinko gibi sanayi emtiası piyasasına yapılan yatırımlar büyük sanayicilerin gözü gibi sakındıkları projelerinden bile vazgeçmelerine neden olmaya başladı.

Referans Gazetesi'nin haberine göre, ABD dolarının kan kaybı ile başlayan alternatif yatırım arayışında iyice şişen hammadde fiyatları dev çelik şirketlerinin maliyetlerinin bir anda katlanmasına neden oldu. Her sene maden şirketleri ile çelik devleri arasında karşılıklı görüşmelerle ayarlanan ve geçen sene yüzde 65 olarak kabul edilen demir cevheri fiyatlarındaki artış bu sene yüzde 71 olarak kabul edildi. Çelik üretiminde demir cevheri dışında kullanılan kok kömürü ve levha çelik fiyatları ise neredeyse ikiye katlandı. Aralarında geçen sene birleşerek dünyanın en büyük çelik şirketi olan ArcelorMittal'in de bulunduğu çelik şirketleri artan maliyetlerinin çaresini müşterilerine yansıtmakta buldu. Hal böyle olunca son 6 ay içinde küresel çelik fiyatları yüzde 40 ila yüzde 50 arasında yükseldi. Çeliğin ton başına fiyatı küresel krizin başlaması sonrası 120 euroya kadar çıkınca ise gemicilikten, petrol ve doğalgaz aramalarına kadar Türkiye'den Çin'e, ABD'den Venezüella'ya dünya çapında bir çok proje bir bir iptal edilmeye başlandı.
 
Köprü ve ev inşaatları bile iptal ediliyor

Türkiye'de inşaatçılar çelik üreticilerinin fiyatlarında indirime gitmesi için 8 şehirde birden 15 günlük eyleme hazırlanıyor. Hindistan'da ise yüksek çelik maliyetleri yüzünden hükümetin en önemli projelerinden olan bir köprünün inşaatı iptal edildi. Hintli müteahhitler ise ana girdileri olan çeliğin giderek pahalanması karşısında düşük gelirliler için yapılan konut inşaatlarını iptal etmeye ya da ertelemeye başladı. Hintli müteahhitlet hükümetten çelik fiyatlarının önümüzdeki 3 ay içinde dondurulmasını talep ederken, Venezüella'da Chavez hükümeti çelik fiyatlarını kontrol altına alabilmek için ülkenin en büyük çelik üreticisini kamulaştırdı ve çeliğin yurtdışına satışına da sınırlama getirdi. ABD'li petrol şirketleri ise artan çelik fiyatları yüzünden petrol arama çalışmalarının riske girmesinden yakınıyor.

Aralarında Güney Koreli Daewoo gibi gemicilik sektörü liderlerinin, NTCH gibi cep telefonu operatörlerinin ve RoyalDutchShell gibi petrol devlerinin de bulunduğu bir grup şirket projelerini iptal etmeye başlayanlar arasında gösteriliyor. Hammaddede küresel arzın giderek düştüğü bir dönemde ABD'de yaşanan mortgage krizi sonrası küresel yatırımcının değişen risk algısı zaten emtiaya olan talebi artırmıştı. Üzerine Çin, Hindistan ve diğer gelişmekte olan piyasalarda yaşanan hızlı sanayileşme süreci eklenince hem demir cevheri gibi hammddelerin hem de çeliğin fiyatındaki patlamalar kaçınılmaz oldu.
 
Çeliği ucuza üretmek için nikeli azalttılar

The Wall Street Journal'a göre bu çelik fiyatlarının henüz zirve yapmamış hali. Hatta dünyanın en büyük çelik üreticisi olan ArcelorMittal'in CEO'su Lakhsmi Mittal bir konferansta "Çelik fiyatları henüz zirve yapmadı, gördüğümüz şey sadece artan maliyetlerin her ay çelik fiyatlarına yansımasından ibaret" açıklaması ile dikkat çekmiş, küresel çelik fiyatlarının daha da artacağı beklentilerini artırmıştı. Küresel çelik piyasasını tekel sayılabilecek kadar belli başlı dev şirketlerin yönetiyor olması ise havacılık sektöründen, inşaata, gemicilikten telekomünikasyona kadar bir çok sektörden müşterinin pazarlık gücünü kısıtlıyor. ArcelorMittal Avrupa'daki satışlarını demir cevheri, enerji ve ulaştırma maliyetlerini sebep göstererek yüzde 20 artırdı ve ton başına 120 euroya kadar yükseldi.
Çelik şirketleri de kısa vadede kârlı gibi görünseler de bu durumdan rahatsız. The Wall Street Journal'ın haberine göre yüksek fiyatlarının satışlarını olumsuz etkilemesinden korkan çelikçiler kendi içlerinde yeni önlemler almaya başladı. Bir çoğu maden şirketlerinden demir cevheri satın almak yerine kendileri demir cevheri madenlerini almaya ve işletmeye başladı. Nippon Steel gibi Japon çelikçiler bu ay maliyet kesintilerinde gaza basacaklarını, hatta işten çıkarmalara bile gideceklerini duyurdu. Bazı çelik şirketleri ise ürettikleri çeliği nasıl daha ucuza mal edebilecekleri ve müşterilerinin alüminyum ya da plastik gibi daha ucuz ikame mallara kaymasını nasıl engelleyebilecekleri üzerine kafa yoruyor. Finlandiyalı üretici Outokumpu artık çelik üretirken daha ucuza mal olması için daha az nikel kullanıyor. Şirketler dışında hükümetler de ihracat yasakları ile çeliğin iç piyasadaki fiyatını sabit tutmaya çalışıyor. Ancak uzmanlara göre tüm bu önlemler etkisini gösterene kadar çelik fiyatları yüksek kalmaya devam edecek.
 
 
Sektörlere etkisi

İnşaat bir ay sonra zorlanacak

Fiyat artışlarından olumsuz etkilenen sektörlerin başında gelen inşaatta, en çok kullanılan yuvarlak ve çekme demirlerde ekimden itibaren ton başına yüzde 110'a varan oranlarda artışlar oldu. Fiyat artışlarının durmaması ya da zararlarının giderilmemesi, birçok müteahhit, inşaat malzemeleri tedarikçisi ve taşeronu düşündürmeye başladı. "Bu bir afettir" diyerek inşaat, otomotiv ve beyaz eşya sektörleri için acil önlem alınması uyarısında bulunan Türk Mühendisler Birliği Başkanı Bülent Gürsoy, "Kimse farkında değil ama tahminen bir ay sonra inşaat başta olmak üzere otomotiv ve beyaz eşya sektörlerinde felaketler olacak. İnşaatta kullanılan yuvarlak ve çekme olarak tabir edilen demirlerde ekimden itibaren ton başına yüzde 110'e varan oranlarda artış var. Beş blok bina yapmak için 5 milyon YTL'lik demire ihtiyacınız varsa, şu anda bu demire 11 milyon YTL ödüyorsunuz. Bu evleri satmaya bile kalksanız kimse almaz" dedi.
 
Otomotive haziran sonrası yansır

Ağırlıklı stokla çalışan ve yılın ikinci büyük alımını haziranda yapacak olan otomotiv sektörünün, fiyat artışından kaynaklanan sorunları yaz aylarında hissetmeye başlaması bekleniyor. Ege Otomotiv Derneği Genel Sekreteri Kasım Gündüz, sektörün endişeli bir bekleyişte olduğunu belirterek şöyle konuştu: "Şu an kapasite düşüşü yok ama asıl acısı haziran-temmuz sonrası çıkacak. Sektörde yan sanayici daha çok AB'ye ihracat yapıyor. Rakibimiz Çin, Hindistan ve Mısır'ın ise demir üreticileri ile sabit fiyatlarda 10 yıllık anlaşmalar yaptığını duyuyoruz. İçerde Erdemir gibi işletmelerden alım yapamayan bazı yerli firmalar, yurtdışından ucuz hammadde ithal ediyor. Bu da yerli ara malı üreticisini vuruyor. Çok kısa sürede otomotivde sacın ve metalin kullanıldığı yürüyen aksam ve kaporta imalatı yapan 30-40 bin civarında firmada büyük sıkıntı olacak. Sektörün ortalama 2-3 milyon kişiye istihdam sağladığı düşünülürse, uzun vadede istihdamda nasıl bir sıkıntı yaratacağı da ortaya çıkar."
 
Vestel nihai ürün fiyatını yüzde 3 artırdı

Beyaz eşya sektörünün en temel hammaddesi sac fiyatları ise son altı ayda ton başına yüzde 70 arttı. Bu durum nihai ürün fiyatlarına da yansıdı. Vestel İcra Kurulu Başkanı Ömer Yüngül, sacın beyaz eşya üretiminin en temel hammaddesi olduğunu belirterek şunları söyledi: "Beyaz eşya üretiminde sac herşey demek. En temel hammadde olan sactaki bu fiyat artışı, maliyetlere de yansıyor. Bunun da nihai ürün fiyatlarına yansımaması kaçınılmaz. Biz de bir süredir fiyatlarda ufak ufak artışlar yaptık. Beyaz eşya ürün fiyatlarında yüzde 2-3 oranında artışlar uygulamaya başladık. Burada önemli olan bir diğer nokta da, tüketicinin bu artışları nasıl karşılayacağı. İleride tüketim talebinde de bir daralma olabilir. Şu an için bir sorun yok ama sonra ne olur bilemem."

*
*
*
*

Mühendislerin yardımı bugün Ağrı'ya ulaşacak

Türk Mühendisler Birliği Derneği (TMBD), Ağrı'nın Tutak ilçesi Karahan köyünde bulunan Karahan Köyü İlköğretim Okulu'nun zor durumda olan 80 öğrencisi için başlattığı yardım kampanyası kapsamında topladığı yardımları bugün öğrencilere dağıtacak. Ankara'dan kamyonetle yola çıkarılan 37 kolilik yardım setinde, 2 adet bilgisayar, bilgisayar masası, çok sayıda kitap, ayakkabı, giysi ve çok miktarda kırtasiye malzemesi bulunuyor.
23 Nisan 2008
 
*
*

 

*

* 

21 Mart 2008

Yalçın BAYER

 ybayer@hurriyet.com.tr

AKP için kapatma davası ve CHP'nin çıkaracağı dersler


AKP hakkındaki kapatma davası hukuki bir eylemdir.

Hukuk Devleti'nin Laik niteliği korunarak savunulması hepimizin görevidir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, tam da olması gerektiği gibi, kendisi için tanımlanan görevini yerine getirmektedir.

Başsavcıyı eleştirmek büyük haksızlıktır ve 'hukuk devleti'ni savunmak anlamında kendisine desteğimiz tamdır.

Ancak; çok büyük siyasi sonuçlar doğuracak olan bu olaya, sonuçlarına ve yapılması gerekenlere kafa yormak da bizlerin görevidir.

Bu bağlamda, kapatma davası:

Dava süreci içinde ortaya çıkacak olan gelişmeler hesaplandığında, gerek dava boyunca AKP'nin davadan kurtulma mücadelesi için hukuk üzerinde geliştireceği eylemler, gerekse bu oyunlara karşı gerçekleştirilecek hamleler, AKP kapatılsa da kapatılmasa da olası sonuçları itibarıyla Türkiye'yi rejim ve yönetim anlamında bir kaosa sürükleyecektir.

Bu kaosun sonucunda küresel konjonktürün de etkisiyle bir yandan ekonomik sorunlar çıkacak bir yandan da Türkiye bir ikileme mahkum kalacaktır.

Bu ikilem: 'Bir din devletine dönüşüm' ve 'darbe' arasında kalmak biçiminde ortaya çıkacaktır.

Bu ikilemden kurtulmanın yolu Başsavcı'ya hukuksal oyunlar ve hukuk dışı müdahaleler olmamalıdır.

Yapılacak şey:

Merkez sağda, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ilkelerine sahip çıkan, muhafazakarları bünyesinde barındıracak, mevcut olan veya yeni kurulacak bir partide, güçlü kadroların bir araya geleceği bir oluşum, merkez solda ise CHP'de köklü bir yönetim değişikliğidir.

Eş zamanlı olarak hızla gündeme taşınması ve tartışılması gereken konu budur.

Medya temsilcilerine, köşe yazarlarına, TV yorumcularına ve basın emekçilerine sesleniyoruz:

Merkez sağın yeniden toparlanması için tartışma başlatınız ve CHP'de olması gereken değişimi gündeminize alınız.

CHP'de bir ay sonrasında yapılacak olan kurultay öncesinde ortaya çıkan değişim taleplerine duyarsız kalmayınız ve Türkiye'nin askeri veya sivil darbelerden başka da çıkış yolları olabileceğini, konuları doğru tartıştırarak topluma gösteriniz.

Bülent GÜRSOY- Türk Mühendisler Birliği Derneği

*

*

 

*

*

 TERCÜMAN GAZETESİ
Türban ve Kapalı Kaplar Kanunu

06.02.2008
LALE ŞIVGIN
lalesivgin@yahoo.com
  

  

TÜRBAN üzerine yorum yapmayan kalmadı. Bugün bu köşede yine bir türban yorumu okuyacaksınız. Ama bu kez farklı bir bakış açısıyla. Türk Mühendisler Birliği Derneği’nin mühendis gözüyle yaptığı türban yorumu son derece ilginç. Birliğin Genel Başkanı Bülent Gürsoy’un gönderdiği yorumu ilginize sunuyorum:
- Türban dini inanca bağlı olarak benimsenen simgesel bir araçtır,
- Evet, kişisel özgürlüktür,
- Sınırları, başkalarının özgürlüğünü zorladığı ve sorgulattığı noktaya kadardır.
“Türban kişisel bir “varlık bildirme / statü belirtme” nesnesidir ve bir kişisel özgürlük uygulamasıdır. Türban, inanca dayalı belirteç biçiminde kullanılmaktadır. Bu da sadece kullanan kişinin durumunu ortaya koyan ve kendisini ilgilendiren bir davranış biçimidir.
Bu noktaya kadar, beğense de beğenmese de, kimsenin dediği ve diyeceği pek bir laf yoktur. Türban takanın davranış biçimi, “açık sosyal ortamlarda” fazlaca bir baskı unsuru oluşturmamaktadır.
Türbanın baskı unsuru olduğu ve basınç oluşturduğu alanlar “kapalı alanlar”dır ve kapalı alanlarda oluşan baskı, doğrudan diğer insanların özgürlük alanına müdahaledir. Bu müdahale, o insanların özgürlük anlayışları doğrultusundaki davranış biçimlerinin din kurallarıyla sorgulanması sonucunu doğurmaktadır ki, bu durum farklı inançlara sahip olabilecek insanlar için bir cendere ortamı oluşturmaktadır. Bu noktada konunun daha iyi algılanabilmesine yardımcı olmak açısından bir fizik kanununu hatırlatmakta fayda var.
PASKAL KANUNU: Kapalı kaptaki bir sıvının herhangi bir noktasında birim yüzeye uygulanan bir kuvvet, kabın şekli nasıl olursa olsun, kap iç yüzeyinin her noktasına, aynı büyüklükte ulaşır.
Din, üzerinde daha güçlü bir kavram bulunmayan, insanlar üzerinde en üst düzeyde etki yaratma kuvveti bulunan bir basınç kaynağıdır, türban da bu kaynağın, basıncı ileten ve göze görünen en açık aparatıdır.
Türbanın baskı unsuru olduğu ve basınç oluşturduğu alanlar “kapalı alanlar”dır ve kapalı alanlarda oluşan baskı doğrudan diğer insanların özgürlük alanına müdahaledir ve o insanların özgürlük anlayışları doğrultusundaki davranış biçimlerinin sorgulanması sonucunu doğurmaktadır.
Türban kapalı alanlara sokulduğunda o alandaki diğer insanlar üzerinde baskı oluşturacaktır. Bu baskının arttırılması durumunda ise, fizik kurallarında olduğu gibi kapalı alanlarda büyük patlamalar olacaktır.”
Anlaşılıyor ki türbana artık bilimsel formüllerle yorumlar getiriliyor. Bugün bir tarafın bakış açısını okudunuz. Bir sonraki yazımda ise yine bilimsel formüllerle açıklanan farklı bir türban yorumu okuyacaksınız.

        06.06.2007Yaz Fırtınası Kampanyası
Türk Mühendisleri Birliği: TTNET Kampanyasının yüzde 50'lik fiyat indirimi, tüm kullanıcılara uygulanmalıdırTürk Mühendisleri Birliği Derneği Genel Başkanı Bülent Gürsoy, TTNET'in uygulamaya koyduğu Yaz Fırtınası adlı ADSL internet kampanyasıyla ilgili olarak, "Kampanyanın yüzde 50'lik fiyat indirimi, tüm kullanıcılara uygulanmalıdır" dedi. Gürsoy, yaptığı açıklamada, TTNET'in, 4 Haziran-31 Ağustos tarihleri arasında geçerli olan, "Yaz Kampanyası" başlattığını, kampanya dahilinde ADSL kullanım ücretlerinde yüzde 50 indirime giderek, ücretsiz modem dağıtımı yapıldığını hatırlattı. Kampanyadan yararlanabilmek için "yeni ADSL abonesi olmak ve ADSL aboneliğini 1 Haziran 2007 tarihinden sonra iptal ettirmemiş olmak" şartlarının bulunduğunu anımsatan Gürsoy, "Süreklilik içeren bir konu olan fiyatlandırma hakkında, mevcut kullanıcıların da bu haktan yararlanması gerektiğini düşünüyoruz" dedi. Yeni abone olmak ve 1 Haziran tarihinden önce aboneliğini iptal ettirmiş olmak şartlarını, ticari ve toplumsal ahlaka uygun olmayan bir davranış olarak değerlendiriyoruz. Yaz Fırtınası Kampanyası'nın yüzde 50'lik fiyat indirimi tüm kullanıcılara uygulanmalıdır." Gürsoy, mevcut ADSL abonelerini, aboneliklerini iptal ettirmeye ve eşleri ya da çocukları adına bu kampanya koşullarıyla yeni abone olmaya çağırdı. 

 

 

Sezer 'acele' dedi, veto sinyali verdi


16.05.2007 09:04  ( Kaynak : www.haber7.com )
 

Cumhurbaşkanı Sezer, "22 Temmuz’a iki sandığın yetişmeyeceği ortada" diyerek, cumhurbaşkanını halkın seçmesi yönündeki Anayasa değişikliğini veto eğiliminde olduğunu söyledi.

Süleyman DEMİRKAN'ın haberi

Türk Mühendisler Birliği Derneği Genel Başkanı Bülent Gürsoy başkanlığındaki heyeti kabul eden Sezer, cumhurbaşkanını halkın seçmesinde bir sakınca görmediğini, ancak bu konunun aceleye getirilmeden ele alınması gerektiğini vurguladı. Sezer, "Cumhurbaşkanını halkın seçmesi, bir sistem değişikliği getirecek. Bu sistem değişikliğini tartışmadan, aceleci bir anlayışla yapmak yanlış. Yeni Meclis bu konuyu değerlendirebilir. Cumhurbaşkanının iki kez seçilmesi de bazı sakıncaları ve popülist uygulamaları beraberinde getirebilir. Bana göre, cumhurbaşkanı 5 yıllık tek dönem için seçilmeli, görevini de layıkıyla yapmalı. Böylece, ikinci kez seçilmek için olası popülist yaklaşımların önü alınmış olur" dedi.

Sezer dün programda olmamasına rağmen AKP Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ı kabul etti. Yalçınbayır, 15 dakika süren sürpriz ziyareti için "Özel bir randevu talebiydi. Anayasa değişikliği dahil, gündemdeki konularla ilgisi yok. Siyasi değerlendirme yapmadık" dedi.



Hürriyet
 

                  AK Parti ısrarı ihraç getirdi
 25.05.2007 20:50  ( Kaynak : www.internethaber.com )
 

Türk Mühendisler Birliği Derneği dernek üyesi Haluk Özdalga'yı, AK Parti'den aday olacağı gerekçesiyle ihraca hazırlanıyor.

Türk Mühendisler Birliği Derneği Yönetim Kurulu, dernek üyesi inşaat mühendisi Haluk Özdalga'yı AK Parti'den aday olacağı gerekçesiyle ihraca hazırlanıyor.

Türk Mühendisler Birliği Derneği Yönetim Kurulu, dernek üyesi inşaat mühendisi Haluk Özdalga'yı, ''AK Parti listelerinden aday olmak üzere girişimlerini sürdürdüğü'' gerekçesiyle, ihraç istemiyle ''Onur Kurulu''na sevk etti.

Dernek Genel Başkanı Bülent Gürsoy, yaptığı yazılı açıklamada, dernek üyelerinden Özdalga'nın, yazılı basında da yer aldığı üzere, ''AK Parti listelerinden aday olmak üzere girişimlerini ciddi boyutlarda sürdürüyor olduğunu öğrendiklerini, kendisiyle telefonla yapmış oldukları görüşmeye istinaden de bu durumu teyit ettiklerini'' belirtti.


                 'AK Parti'den aday oluyor' diye mühendisler derneğinden atılıyor

 

CHP eski üyesi Haluk Özdalga

 Dernek Genel Başkanı Bülent Gürsoy, yaptığı yazılı açıklamada, dernek üyelerinden Özdalga'nın, "AK Parti listelerinden aday olmak üzere girişimlerini ciddi boyutlarda sürdürüyor olduğunu öğrendiklerini, kendisiyle telefonla yapmış oldukları görüşmeye istinaden de bu durumu teyit ettiklerini'' belirtti. Gürsoy, bu gelişmeler üzerine, Türk Mühendisler Birliği Derneği Yönetim Kurulu kararı gereğince, Özdalga'nın, "ihraç istemiyle Onur Kurulu'na gönderildiğini'' bildirdi. Kararı yorumlayan Haluk Özdalga, "Adaylık ya da aday adaylığı konusunda netleşmiş bir kararım yok. Herhangi bir teyidim de söz konusu değil. Bu konudaki kararım da dernek yönetimini ilgilendirmez.'' dedi. Özdalga, Yönetim Kurulu kararını, üzerinde durulacak bir durum olarak görmediğini sözlerine ekledi.

Ankara, aa

 26 Mayıs 2007, Cumartesi

 

Özdalga’ya ihraç talebi

 26 Mayıs 2007 Cumartesi

 ANKARA - Türk Mühendisler Birliği Derneği Yönetim Kurulu, dernek üyesi inşaat mühendisi Haluk Özdalga’yı, “AK Parti listelerinden aday olmak üzere girişimlerini sürdürdüğü” gerekçesiyle, ihraç talebiyle “Onur Kurulu”na sevk etti. Dernek Genel Başkanı Bülent Gürsoy, yaptığı açıklamada, Özdalga’nın, yazılı basında da yer aldığı üzere, “AK Parti” listelerinden aday olmak üzere girişimlerini ciddi boyutlarda sürdürüyor olduğunu öğrendiklerini, kendisiyle telefonla yapmış oldukları görüşmeye istinaden de bu durumu teyit ettiklerini” belirtti. Gürsoy, bu gelişmeler üzerine, Yönetim Kurulu kararı gereğince, Özdalga’nın, “ihraç talebiyle Onur Kurulu’na gönderildiğini” bildirdi. Haluk Özdalga ise, adaylık konusunda henüz netleşmiş bir kararı olmadığını söyledi.

Havayolu şirketleri şikayet edildi

 29 Aralık 2006, Cuma

 Türk Mühendisler Birliği Derneği (TMBD) Başkanı Bülent Gürsoy, bir süredir fiyat kampanyaları yapan bazı havayolu şirketleriyle, benzer kampanyaları uygulayan kuruluşların yürüttükleri pazarlama faaliyetlerini, tüketiciler arasında ''negatif ayrımcılık'' yarattığı gerekçesiyle Rekabet Kurumuna şikayet etti.

Gürsoy, şikayet başvurusunda, tüketici kitlesinin, iki kademeye ayrıldığı belirtilerek, bunların belirli bir tarih aralığında seyahat planı yapabilenler ile seyahat planı yapma olanağına sahip olamayanlar olduğunu hatırlattı.

Bu iki gruptaki tüketicilerin özünde tek ve bütün oldukları ve ''seyahat eden tüketici'' kavramı altında toplanması gereken bir kitle olduğu ifade edilen başvuruda, ''Bu kitleyi kendi içinde sınıflara ayırıp, bu sınıflardan birini ödüllendirirken diğerini cezalandırmak Rekabet Kanununa ve gerekçelerine kesinlikle aykırıdır'' denildi.

TMBD Başkanı Gürsoy, başvurusu iddiasında şunları kaydetti:

''Aynı güzergahta, aynı havayolu şirketiyle, aynı tarih ve sefer sayılı uçuşta, 25 YTL'den başlayarak 159 YTL'ye kadar yükselen bir fiyat yelpazesinde seyahat eden ama aslında aynı muameleye farklı bedeller (özellikle yüksek rakamlar) ödemek zorunda kalan tüketiciler olarak haksızlığa uğradığımız ve mağdur olduğumuz oldukça açıktır.''

Gürsoy, bu uygulamalardan zarar gören vatandaşlar olarak mağduriyeti yaşayan diğer tüketicilerin de haklarını korumak anlamında, bu olumsuz durumun giderilmesi için Rekabet Kurumunun, kanundan aldığı yetkileri ve gücü kullanarak olayın incelenmesini talep etti.
 Rekabet Kurumuna Havayolu şirketleri şikayeti
          HÜRRİYET GAZETESİ EKONOMİ SAYFASI

Türk Mühendisler Birliği Derneği (TMBD) Başkanı Bülent Gürsoy, bir süredir fiyat kampanyaları yapan bazı havayolu şirketleriyle, benzer kampanyaları uygulayan kuruluşların yürüttükleri pazarlama faaliyetlerini, tüketiciler arasında “negatif ayrımcılık” yarattığı gerekçesiyle Rekabet Kurumuna şikayet etti.

 Gürsoy, şikayet başvurusunda, tüketici kitlesinin, iki kademeye ayrıldığı belirtilerek, bunların belirli bir tarih aralığında seyahat planı yapabilenler ile seyahat planı yapma olanağına sahip olamayanlar olduğunu hatırlattı.

Bu iki gruptaki tüketicilerin özünde tek ve bütün oldukları ve “seyahat eden tüketici” kavramı altında toplanması gereken bir kitle olduğu ifade edilen başvuruda, “Bu kitleyi kendi içinde sınıflara ayırıp, bu sınıflardan birini ödüllendirirken diğerini cezalandırmak Rekabet Kanununa ve gerekçelerine kesinlikle aykırıdır” denildi. TMBD Başkanı Gürsoy, başvurusu iddiasında şunları kaydetti:

“Aynı güzergahta, aynı havayolu şirketiyle, aynı tarih ve sefer sayılı uçuşta, 25 YTL'den başlayarak 159 YTL'ye kadar yükselen bir fiyat yelpazesinde seyahat eden ama aslında aynı muameleye farklı bedeller (özellikle yüksek rakamlar) ödemek zorunda kalan tüketiciler olarak haksızlığa uğradığımız ve mağdur olduğumuz oldukça açıktır.”
Gürsoy, bu uygulamalardan zarar gören vatandaşlar olarak mağduriyeti yaşayan diğer tüketicilerin de haklarını korumak anlamında, bu olumsuz durumun giderilmesi için Rekabet Kurumunun, kanundan aldığı yetkileri ve gücü kullanarak olayın incelenmesini talep etti.

29 Aralık 2006

ZAMANINDA BİTİRMEK İÇİN KALİTEDEN ÖDÜN VERİLİYOR

 Ara 07, 2000 - 12:08 PM
TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu'nun oluşturduğu teknik heyet, Düzce'deki kalıcı konutlarda ve güçlendirme yapılan yapılarda gözlem ve incelemelerde bulundu.
 

ZAMANINDA BİTİRMEK İÇİN KALİTEDEN ÖDÜN VERİLİYOR
BASINA VE KAMUOYUNA
7 Aralık 2000

 · Konutlar, öngörülen tarih olan Aralık 2000 sonuna kadar bitirilemeyeceği gibi, bu konuda gösterilen çabanın bedeli de inşaat kalitesinden verilen ödünler olacaktır. İmalatların, hangi kriterlere göre tespit edildiği bilinmeyen sürelerde bitirilmesi adına, kaliteden ödün verilmesini doğru bulmuyoruz.

· Şehir imar planı halen oluşturulamamıştır. Büyük çarpıklık ve kargaşaya yol açacak bu eksiklik bir an önce giderilmelidir.

· Hasarlı yapılarda onarım ve güçlendirme çalışmaları denetimsiz ve başıboş bir şekilde yapılmaktadır.

· İlgili kesimler arasında koordinasyon eksikliği hemen göze çarpmaktadır.

Düzce'deki kalıcı deprem konutları inşaatları ve hasarlı yapılarda güçlendirme çalışmalarıyla ilgili şikayetler üzerine, 22 Kasım'da Ankara'dan bölgeye bir gözlem ve inceleme gezisi düzenleyen Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği ile bağlı meslek odalarının yöneticilerinden ve Düzce Depremzede Dernekleri Koordinasyon Kurulu'nun temsilcilerinden oluşan heyet, mevcut durum ve gelişmelerle ilgili bilgiler aldıktan sonra kalıcı konut bölgesinde ve güçlendirme çalışmaları devam eden bazı binalarda teknik gözlem ve incelemeler yaparak bir rapor hazırladı.

Bu rapor aşağıda özetlenmiştir.

1- Kalıcı Konut İnşaatları

14 ayrı müteahhitlik firmasının çalıştığı Kalıcı Konut Şantiyesinde yaklaşık 7200 konutun inşaatı sürdürülmektedir. Bu inşaatların tamamlanması ile bu alanda yaklaşık 30 bin kişinin yerleşeceği bir bölge ortaya çıkacaktır.

· Aynı alanda değişik firmalarca yapılan ve henüz yüzde 60 fiziki gerçekleşmenin söz konusu olduğu yaklaşık 7200 konut inşaatının, başlangıçta öngörülen 150 günlük süre içerisinde tamamlanabilmesi için inşaat ve malzeme kalitesinden ve bazı teknik gereklerden ödün verilmiş olduğu gözlenmiştir. Diğer taraftan bu denli seri bir imalatta denetim ve müşavirlik hizmetlerinin tam olarak verilebilmesi için gerekli organizasyon ve laboratuvar altyapısının yetersiz kaldığı belirlenmiştir.

· Daha önce İMO Düzce Temsilciliğinin kalıcı konutlarda belirli aralıklarla yaptığı incelemelerde kalıpların erken sökülmesi, betonun kürleme ve sulama işlemlerinde aksamalar, etriyelerde kanca kıvrımlarının projesine uygun olarak teşkil edilmemesi gibi bazı teknik gereklerin yerine getirilmediği tespit edilmişti. Yapılan gözlem ve incelemelerde bu aksaklıkların devam ettiği yönünde bilgiler elde edilmiş ve bazı saptamalarda bulunulmuştur.

· Müşavirlik Firması yetkililerinden alınan bilgiler, konutların belirlenen süre içerisinde tamamlanamayacağını ortaya koymuştur. Talep edilecek süre uzatımı ve kış koşulları nedeniyle konutların tamamlanmasının 2001 yılının ortalarına doğru ötelenmesi olasılığı yüksektir. Diğer taraftan tespit edilen bu işleyiş içerisinde kış döneminde de imalatlara devam edilmesi durumunda, inşaatlarda istenilen kalitenin ve teknik şartların sağlanamayacağı konu ile ilgili herkes tarafından bilinen bir gerçektir.

· Başlangıçta yapılan planlama ve organizasyon eksikliklerinden dolayı inşaatların belirlenen süre içerisinde tamamlanamayacağı, tamamlansa bile henüz, ana yolların açılıp temel altı imalatlarının yapıldığı, kollektörlerin bitirilmeye çalışıldığı bu haliyle yüzde 40-50 oranında fiziki gerçekleşmenin sağlandığı altyapı imalatlarındaki eksiklikler nedeniyle konutlara iskanın gerçekleşmeyeceği ortaya çıkmaktadır. Bu durumda imalatların öngörülen süre içerisinde yetişmesi zorunluluğu gerekçe gösterilerek kaliteden verilen ödünlerin temel nedeni de ortadan kalkmış olacaktır.

· Kalıcı konut bölgesinde yoğunluk sadece konut inşaatına verilmiş olup ulaşım, sağlık, eğitim gibi sosyal altyapı tesislerinin yerleri planda ayrıldığı halde, henüz projeleri hazırlanmamış, ihaleleri yapılmamış, hatta hangi ödenekle ve kimin tarafından yapılacağı da kesinleştirilmemiştir. Bu durumda konut inşaatları belirlenen sürede tamamlansa bile depremzedelerin yörede yerleşebilmesinin asgari koşulları mevcut olmayacaktır. Depremzede Dernekleri Koordinasyonu temsilcileri, Depremzedelerin bu koşullarda bölgeye taşınmayı bile reddedeceklerini ifade etmektedir.

2-Şehir İmar Planlarının Oluşturulması

· Depremden sonra hazırlanan Jeolojik Etüd Raporu sonuçlarının yeniden ele alınmasından kaynaklandığı söylenen aksamalar nedeniyle, İmar Planı revizyonlarının ve yeni plan uygulamasının geçen bir yıldan fazla süre içerisinde gerçekleştirilemediği görülmüştür.

· Bu durum, hem şehirdeki çarpık yapılaşmayı hızlandırmakta, hem de sosyal ve ticari hayata büyük bir engel teşkil etmektedir. Şehir İmar Planının ilgili Meslek Odalarının da görüşü alınarak bir an önce oluşturulması gereklidir. İlgili Meslek Odalarının görüşlerine, gerek tespit edilecek yeni kat yükseklikleri, gerekse yeni kalıcı konut alanı ile sağlanacak ilişki ve kent planlaması açısından daha sonra sorunların yaşanmaması için mutlaka başvurulması gereklidir.

3-Hasarlı Yapılar

· İMO Düzce Temsilciliğinin daha önce yaptığı incelemeler, onarım ve güçlendirme çalışmalarının sağlıklı olarak gerçekleştirilemediğini ortaya koymuştu. Bu durumun devam ettiği ve bu alanda özellikle inşaat imalatı aşamasında denetimsiz bir sürecin işlediği tespit edilmiştir. Onarım ve güçlendirme projeleri, Düzce Belediyesi ile işbirliği içerisinde İMO Düzce Temsilciliği tarafından incelenmektedir. Ancak onarım ve güçlendirme yapılacak yapıların sayısının çok fazla olmasına rağmen, bugüne kadar sadece yaklaşık 300 projenin incelenmiş olması bu alandaki çalışmaların denetimsiz olarak sürdürüldüğünü ortaya koymaktadır.

· Bu şartlar altında onarım ve güçlendirme çalışmalarının sağlıklı bir şekilde yapıldığı veya yapılabileceği düşünülemez. Bu konuda ilgili meslek odalarının da içerisinde yer aldığı bir denetim sisteminin kurulması büyük ihtiyaçtır.

Diğer Sorunlar

Düzce'de alınan bilgiler ve yapılan gözlemler sonucunda yukarıda verilen teknik tespitlerin dışında aşağıdaki sorunların da sürdüğü belirlenmiştir.

· Yeni imar planı, güçlendirilecek yapılar, güncel gelişmeler gibi birçok konuda Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile Belediye Başkanlığı ve diğer Kamu Kurum ve Kuruluşları arasında gerekli koordinasyon hala sağlanamamıştır.

· Şehirdeki günlük yaşamın canlandırılması ve desteklenmesi yönünde önemli bir gelişme yoktur.

· İki büyük deprem geçirmiş olmanın etkisiyle çok hassas oldukları gözlenmesine rağmen, gelişmelerle ilgili olarak, gerek doğrudan gerekse ilgili kurum ve kuruluşlar kanalıyla Düzcelilere dönük sağlıklı bir bilgilendirme akışının olmadığı görülmüştür. Spekülasyonların artmasına ve yanlış değerlendirmeler yapılmasına neden olan bu durumun önüne geçilebilmesi için, gelişmelerin hem Düzcelilere hem de ilgili kurum ve kuruluşlara sürekli ve sağlıklı bir şekilde aktarılması gerektiği tespit edilmiştir.

TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu tarafından saptanan bu konuları kamuoyu ve yetkililerin bilgisine sunuyoruz.


Not: Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği ile bağlı meslek odalarının yöneticilerinden oluşan heyette;

TMMOB II. Başkanı Dursun YILDIZ, İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) II. Başkanı Dr. Işıkhan GÜLER, İMO Ankara Şubesi Başkanı Mustafa SELMANPAKOĞLU, Sekreter Üye Hayati KARATOKUŞ, Yönetim Kurulu Üyeleri Gönül YURDAKUL, Yıldız AKDEMİR, Bülent GÜRSOY, Makina Mühendisleri Odası Ankara Şubesi Başkanı, EMO Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin ÖNDER, Recep AKKOYUNLU, İMO Ankara Şubesi Düzce Temsilcisi Kayhan ÖZDEMİR ve Temsilci Yardımcısı Mustafa ERKAN bulunmaktadır.

 

Bilim Teknik 06.08.2005

Orhan Bursalı

"Küreselleşen dünyada, Türkiye nasıl bir teknolojiye dayalı ulusal strateji inşa etmeli ki öndekilere yetişebilsin?". Ne yapmalı: Ulusal yarar neyi gerektiriyorsa, onu!

Ulusal strateji, bütün ekonomik faaliyetlerde, ülke yararı süzgecini kullanmalıdır. Mümkün olduğunca kendi kurallarını ön plana çekmeye çalışmalı, zararımıza işleyeceği kurallardan yasalar ve anlaşmalardan imkân verdiğince kaçınmaya, bunlar geciktirmeye, çevresinden dolanmaya çalışmalıdır.

Orhan Bursalı

Konuşmam (*), esas olarak, adı, "Küreselleşme, Teknoloji ve Ulusal Strateji" olan bu panelin ismindeki üçüncü kavram, Ulusal Strateji üzerinde yoğunlaşacak. Ulusal Strateji'nin kendisinden çok, öncelikle "Ne için Ulusal Strateji" sorusunun daha önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü, ne için strateji, sorusuna yanıt vermeyen düşünceler havada asılı kalır. Ne için Ulusal Strateji? Kalkınma için mi; nasıl bir kalkınma için; ulusal geliri 10 bin dolara çıkarmak için mi; Yunanistan'ı geçmek için mi; dünyanın zengin ülkeleri arasına girmek için mi; ekonomik bakımdan güçlü, kendi ayakları üzerinde duran ve insanlarını mutlu edecek bir gelecek için mi?

Konuşmama bu soruya yanıt vererek başlayacağım. Sonra, Türkiye'nin bugüne kadarki "kalkınma söylenceleri" ne satır başlarıyla değineceğim.. Aslında Türkiye'nin gerçek bir " Kalkınma meselesi" olmadığına değineceğim. Bir ulusal stratejinin nelere dayanması gerektiği konusunda, bir düşünceler dizisini tartışmaya sunacağım.. Ulusal stratejiye temel bir yaklaşım önereceğim ve bu yaklaşımın biyolojik evrimle ilişkisine bir gönderme yapacağım..

 

ÖNDEKİLERE YETİŞMEK

Bu ülkenin insanı olarak en çok merak ettiğim ve ülkece tartışılmasını arzu ettiğim konu şu: Acaba Türkiye'nin "ÖNDEKİLERE YETİŞME" şansı, olasılığı ve olanağı var mı?

Eğer böyle bir şansı varsa, Türkiye, "öndekileri yakalamak" için ne yapabilir ve yapmalı?

Ne İçin Ulusal Strateji, sorusu yanıtını bulmuş oluyor: ÖNDEKİLERE YETİŞMEK!

Birincisi: Bu soruya aslında tarihsel bir yanıt var. Evet "arkadan gelenler" öndekileri yakalayabilir, hatta geçebilir de..

Arkadan gelenlerin, eğer akıllı davranırlarsa, her zaman büyük şansları var.

Bunu saptamak için bilimsel araştırmalar yapmak, düşünür olmak gerekmiyor. Sadece, gören ve anlayan gözlerle TARİHE bakmak yeterli.

Dünya tarihi bunun örnekleriyle dolu.. Uygarlıklar tarihinin arka planında, bence, eşitsiz gelişmeler yasası diyebileceğimiz bir mekanizma çalışıyor..

Dünya tarihi sürekli bir yükselişler ve çöküşler, inişler ve çıkışlar tarihidir.

Bu tarihte değişken olan belki de tek parametre , sadece, inişler ve çıkışların periyodudur. Roma İmparatorluğu örneğin 1000 yıl hüküm sürdüyse, günümüzde benzer bir imparatorluğun hüküm sürme zamanı belki de en çok 100 yıldır.. Onlarca ülke inmiş, onlarca yeni ülke yerlerine çıkmıştır. Yüzlerce uygarlık da tarihten silinmiştir..

Diyelim ki bir lider ülkeler tarihinden ders aldı, bu dersin bile onları sürekli yukarıda tutması mümkün değildir. Alacakları ders, belki ancak yukarıda kalkmanın süresiyle ilgilidir.

Neden böyle? Çünkü hiçbir güç, gelişmenin dinamiklerini, diğer ülkelerin dinamiklerini tam kontrol edemez.

İkincisi: Eğer bu tarihsel yanıt önümüzde olmasaydı bile, arkada kalmış olmayı bir ülkenin kaderi olarak kabul etmek, insan doğasına, yaratılışına, insanların ve ülkelerin akıl ve becerilerinin karmaşıklığına, toplumların dinamizmine aykırı olurdu.

Canlıların, varoluş, daha iyi varoluş, en iyi koşullarda varoluş için sürekli bir devinim içinde olması gerçeği, yazgıya boyun eğme söylencesini daha başından safdışı bırakıyor..

Zaten yükseliş ve çöküşlerin dinamiğini oluşturan da bu olgu..

Ancak, "öndekileri yakalamak" mümkün ve tarihsel bir olgudur, derken, bunun bir önkoşulu var: Bunun gereğini duymak, böyle bir isteği olmak...
 

ÇABA VE İSTEK VAR MI?

Şimdi koskoca bir soru duruyor önümüzde: Acaba Türkiye böyle bir gerek, ihtiyaç, istek ve çaba içinde mi?

Bu soruya bir yanıt vermemiz gerekir.

Ben açıkça böyle bir çaba ve istek görmüyorum..

Şöyle söyleyeyim: Türkiye'nin öndekileri yakalamak isteğini bir kenara bırakın, ciddi bir kalkınma politikası ve ciddi isteği bile yoktur. Bu olmadığı için de bir ULUSAL STRATEJİ gereğini kimse hissetmiyor!

Çünkü bir hedefe kilitli ULUSAL STRATEJİ, hem kendi kişisel tarihine meydan okumak, hem de küresel oyunculuğa soyunmak anlamına gelir..

Şüphesiz abartıyorumdur.. ama sadece biraz.. Siyasal partilerimizde ve devlet politikalarımızda, tabii ki bir niyet ve istek vardır. Örneğin kalkınma, ekonomik güçlenme, milli geliri arttırmak, üretimi katlamak, ihracatı arttırmak vb.. gibi kavramlar her zaman gündemdedir... kalkınan Türkiye, refah içinde Türkiye..

Fakat bu niyet ve isteklerle, "öndekileri yakalamak" bakışı arasındaki ilişki veya bağ aramak isteyenler, bu bağı çok zayıf olarak bulurlar. Bunlar daha çok seçmene yönelik, altyapısı olmayan boş laflardır.

Oysa büyük hedef ve politikalar, zayıf bağlarla, zayıf isteklerle, altyapı olmayan sloganlarla yürümez..

Bu açıdan değerlendirdiğimizde, bizim siyasi hayatımız "haddini bilen" insanlarla doludur..

Yani, bir askeri terminolojiyi ödünç alırsak, siyasi hayatımızda kalkınma meselesi veya kavgası "Düşük düzeyli silahlı çatışma" gibi bile değildir..

Gördüğümüz hep, düşük düzeyli politik hedefler, düşük düzeyli ekonomik düşünceler...

Bunlar da, günü çıkarmak, iktidar süresini idare etmek ve gelecek seçimler için pozisyon almaya yönelir...

Konuyu biraz açarsak:

° Bizim beş yıllık planlarımızın tamamen göstermelik kaldığını biliyoruz. Uzun vadeli kararlı hedefler bir kenara bırakılmış, ülkenin en temel sorunları, siyasi iktidarın ortalama ömrü olan 1.5 yılın tercihlerine yönelik olarak biçimlenmiştir..

°1960'tan bu yana yaşadığımız irili ufaklı 18 ekonomik kriz, yani 18 kez bizi IMF'nin kapısına götüren iflasların temel kaynağında, bence, politik kurumların, hem kısa iktidar süreleri hem de orta ve uzun vadeli programlarının olmaması yatıyor..

 

KALKINMA SÖYLENCELERİ

Siyaset dünyamız, şüphesiz kalkınmayı bazen ciddi olarak mesele de yapmıştır... Ama gerçek politikalar üretmek yerine, yıllardır durmadan kalkınma söylenceleri üretmiştir.. Şimdi bu söylencelere kısaca değineceğim.

° Bu kalkınma söylencelerinden biri, ülkenin jeostratejik konumudur . Bunun temelinde yatan düşünce, biz önemliyiz, bizi gözden çıkaramazlar, zor durumda kaldığımızda bize mutlaka para verirler.. önemli askeri harcamalarımızı finanse ederler.. vs. Bu söylence hâlâ hükmünü sürdürüyor..

° Yine Türkiye egemenlerinin kalkınma efsaneleri bitmek bilmemiş, biri bitmiş diğer başlamıştır. MESELA: Tüketim toplumu olmak.. tüketim toplumu olursak ekonominin motoru çalışır, biz de köşeyi döneriz.. MESELA: Yabancı sermaye ve yatırım gelmediği sürece Türkiye kalkınamaz, çünkü ülkemizin sermaye birikimi yetersizdir, bizim yeraltı zenginliklerimiz yoktur.. yabancı sermaye gelmelidir ki kalkınalım... MESELA: Tahkim.. uluslararası tahkimi bir kabul edersek yabancı sermaye Türkiye'ye oluk gibi akacaktır... MESELA özelleştirme: Şu elimizdekileri satarsak, milyarlarca dolar ülkeye akacak, borçları temizleyeceğiz ve ekonomi ve kalkınma sorunu halledilecektir..

° Bu masal en güçlü bir şekilde hükmünü sürdürüyor bugün.. MESELA Bakû-Ceyhan petrol boru hattı... şu petrol boru hattı projesini bir kapar ve işletmeye açarsak, köşeyi döndük.. Çünkü Türkiye soğuk savaş döneminde kaybettiği jeostratejik önemini petrolle geri kazanacak (Yılda 150-200 milyon dolar arası kiranın komikliğinden söz eden artık yok!) MESELA GAP.. şu GAP bir olursa Türkiye'nin kalkınma sorunu tamamdır! MESELA liberalleşme ve buna bağlı olarak serbest piyasa ekonomisi.. ekonomiyi ne kadar liberalleştirirsek, pazarın ve piyasanın kendi dinamikleriyle kendiliğinden kalkınacağız.. liberalleşme olmazsa, zaten yabancı sermaye gelmez ve biz de yerimizde sayarız..

 

KİMSE LİBERAL EKONOMİYLE KALKINMADI

Ancak, bugünün gelişmiş ülkeler kalkınmalarını. "liberal küresel sistem"le değil, taa 18., 19. hatta 20. yy'larda, güdümlü, koruyucu, liberal olmayan, bebek sanayilerini koruyan, kendi sermayelerini yaratan, şirket ve pazarlarını kollayan, tilki kürkünden kışlık başlık ürünlerine varıncaya kadar ithalat ve ihracat rejimlerini tek tek mallar üzerinde düzenleyen bir anlayışla gerçekleştirdi..

Demokrasiyi bile yarım yamalak uyguladılar, seçme ve seçme hakları bile 20.yüzyılın ortalarına kadar birçok ülkede (İsviçre'de 1971) tam olarak tanınmamıştı!

Kalkınma meselesini çözdükten sonra, çıkarları şimdi tamamen liberal bir serbest pazar gerektiriyor.. Oyun kurallarını yasal olarak herkese eşit kıldılar..

Fakat oyuncular, ülkeler, yarışçılar eşit değil.. Yasaların ve kuralların herkes için eşit olduğu bir ortam var desek bile, engelli yarışçıların rekabet edebilmesi zor.. Gelişmişlerin kurallarıyla değil, kendi kurallarınla rekabet edebilirsin..

 

EN ÖNEMLİ SÖYLENCE

Şimdi en önemli söylenceye geleceğim: Mesela Avrupa Birliği üyeliği.. şu AB'ye bir üye olursak, kalkınmış, müreffeh ve uygar bir ülke olacağız.. AB de bizim 40 yıllık "ulusal kalkınma projelerimizden" biridir...

Aslında bütün söylenceler arasında en ciddisi gerçekten AB'dir veya AB idi! Ama burada da, AB'nin bizi adam edeceği ve otomatikman kalkınacağımız düşüncesi egemendir..

Bizim kalkınma anlayışlarımızın pek çoğu dışsal olaylara dayalıdır. Tıpkı AB'ye bağlanan umutlar gibi.. Ama AB içinde de büyük bir yarış olduğu ve ülkelerin kendi kalkınma politikalarıyla öne geçme çabası içinde oldukları gerçeği hiç görülmek istenmemiştir..

Burada da düşünmek isetmediğimiz bir diğer gerçek, AB'ye üye olamayabileceğimiz veya olmayabileceğimizdir. Siyasal faraziyelerimizde, olumsuzlukları barındırmayız... Bu nedenle de kendi programlarımızı inşa etmeye hiçbir zaman yanaşmayız..

Şimdi, AB üyeliği belki de çok uzağa düşmüştür.. Ama onun rüzgârının bile bizi kalkındırabileceği hesapları içindeyiz..

 

SON SÖYLENCE BİLİM VE TEKNOLOJİ

Bu söylencelere izninizle, konumuz olan teknolojinin önemi açısından bir tanesini daha eklemek istiyorum: MESELA bilim ve teknoloji sistemimizi kurarsak, köşeyi döneriz.. İnovasyon sistemimizi kurarsak bu iş biter.. Bu bağlamda da, MESELA üniversite-sanayi işbirliği söylencesini de anmadan edemeyeceğim..

Şimdi ben, yıllardır ülkemizin bilim ve teknoloji politikaları olmasının gereğini savunur, bu politikalar olmadan ekonominin sağlam ve rekabetçi bir altyapıya kavuşamayacağını yazıp çizerim... Hele yanımda, bu yolda fikirdaşım Aykut Göker otururken. Bunu nasıl derim!

Bu konuyu birazdan açacağım..

***

Şimdi geleceğe bakalım. Bu söylencelerle güvenilir ve bizi mutlu edecek bir yerlere varmamız mümkün değil.. Şüphesiz ki bir yerlere varırız, hatta kendimizi de aşarız.. Ama ancak kendimizi aşarız... Bizim politikacılar, Türkiyeyi hep Türkiye ile mukayese etmişlerdir.. Çünkü başkalarıyla mukayese edecek durumları yoktur,

Ama dünya görecelidir ve ülkelerin kendilerini kendileriyle mukayese ederek ayakta kalabildikleri de görülmemiştir, aksi takdirde Sovyet bloku çökmezdi!

 

DÜŞÜNCELER DİZİSİ

Şimdi panelin ana başlıkları olan (küreselleşme, teknoloji ve ulusal strateji) kavramlarını göz önüne alarak, bunun içindeki saklı fikri şöyle formüle etmek istiyorum:

"Küreselleşen dünyada, Türkiye nasıl bir teknolojiye dayalı ulusal strateji inşa etmeli ki, öndekilere yetişebilsin?"

Bu bağlamda, bir DÜŞÜNCELER DİZİSİ inşa etmek ve tartışmaya sunmak gerekirse, neler söylenebilir?

1) Ulusal Strateji'nin uzun soluğu, ana ilkeleri, güçlü bir felsefesi olmalı..

2) Böyle bir Ulusal Strateji'nin vizyonu, "düşük seviyeli silahlı çatışma" değil, "öndekileri yakalamak" gibi, yüksek düzeyde savaş içeriğine sahip olmalı ve bunun için gerekli araçları tarif etmeli...

3) Ulusal stratejinin, kendisine dayatılan değil, kendi oluşturduğu ve dayandığı koşulları olmalı.. Başkalarının kural, plan ve programlarının, sahiplerine hizmet edeceği bilinmeli.

4) Ulusal Strateji'de, bütün araç ve gereçleri, bütün politikaları, bütün uygulamaları "ULUSAL YARAR" açısından değerlendiren bir süzgeç olmalı..

5) Ulusal Strateji, bilim ve teknolojiyi örgütlemeye yönelmeli.. Ancak, TÜBİTAK'ın üç yıllık çalışması sonucu ortaya konan ve bilim ve teknolojiye ilişkin herşeyi kapsayan Vizyon 23 belgesini , Türkiye'nin uygulaması ve bundan orta vadede bile önemli sonuçlar alması mümkün değildir. Bu genel politikalar, ancak 50-100 yıllık periyotlarda sonuç verebilir ve çok pahalıdır.

6) Bilim ve teknoloji politikaları "noktasal hedeflere" , dar kapsamlı ve belirli amaçlara yönelmeli.. Gelişmiş ülkelerin, 100-200 yıllık süreçler sonucunda vardıkları "mükemmel sistemleri"ni kopya yapmak, uygulamak ve istenilen sürede sonuç almak mümkün değildir. Şüphesiz yaygın olarak bir inovatif teknoloji sistemi desteklenmeli.. ama daha önemlisi, BT politikaları ülke koşullarını ve güçlerini dikkate alarak, en çok üç- dört alanda yoğunlaşmalı. Sistem, kaynak yutan kaynak ve katma değer yaratacak bilim ve teknoloji alanlarına kilitlenmeli.

7) Biz her şeyi geliştiremeyiz, ama belirli alanları geliştirebiliriz, buralarda üstün olabiliriz ve bu alanları da kalkınmanın motoru yapabiliriz..

8) Yine bu felsefeye uygun olarak, Ulusal Strateji, pragmatik olmalı.. Ya liberalizm veya devletçilik gibi saplantıları olmamalı.. Bütün sistemlerden, "Ulusal Yarar" a hizmet edecek, onu geliştirecek düşünsel veya uygulamaya yönelik araç ve gereçler alınmalı.. Liberal ekonomi ve serbest piyasa ekonomisine tabiyet veya bağımlılık, bir "Ulusal Strateji"nin oluşturulmasına engeldir. Aynı şekilde devletçilik de insanımızın girişimci ve yaratıcı ruhunu köstekleyicidir..

9) Bilim ve teknoloji politikalarına eş olarak çeşitli sanayileşme politikaları geliştirilmelidir.. Bu sanayileşme politikalarının ana amaçlarından biri, ülkenin dışa bağımlılığını azaltmak olmalı.. Bugünkü gerçeğimiz olan ithalata bağımlı büyüme kısırdöngüsünü kırmaya yönelmeli.. Büyüyebilmek için ekonomi sürekli olarak dışarıdan daha çok ham ve ara malları ithal etmek zorundadır. Bu yapı daha büyük cari açıklar üretmektedir. Bu kısır döngüyü kıracak sanayi ve teknoloji politikaları üretilmeli.

10) Sanayi teşvikleri, sektörel ve uygun amaca yönlendirilmeli... Meşrubat, bira vb kutularını yılda 100 milyon dolar ödeyerek ithal etmek yerine.. Seydişehir'e yapılacak 100 milyon dolarlık yatırımla, bu kutuların bu ülkede üretilmesi olasılığını tartışmalı... Sanayi teşvik politikaları, tek tek önemli ithalat kalemlerini saptayarak, burada üretilmeleri daha yararlı olacak herşeyi üretmeye yönelmeli..

Bu fikirler silsilesini uzatmak mümkün, ben burada kesiyorum.. Ve tekrar bir ana felsefeyi vurguluyorum: Ulusal Strateji, bütün ekonomik faaliyetlerde, ülke yararı süzgecini kullanmalıdır. Mümkün olduğunca kendi kurallarını ön plana çekmeye çalışmalı, zararımıza işleyeceği kurallardan yasalar ve anlaşmalardan imkân verdiğince kaçınmaya, bunlar geciktirmeye, çevresinden dolanılmaya çalışmalıdır.

 

ULUSAL YARAR NEYİ GEREKTİRİYORSA, ONU...

Bence, İşte Ulusal Stratejinin felsefesinin belkemiği...

Şimdi sözlerimi bitirmeden, "Ulusal Yarar neyi gerektiriyorsa, onu" felsefesinin, doğaya ve evrime uygunluğu konusunda bir kaç söz söyleyerek konuşmamı bitiriyorum.

Evrimsel süreçte canlılar çok pragmatik davranır. Yüzbinlerce canlı kendi gelişme süreçlerinde, kendilerinin çevreye daha iyi uyumunu sağlayacak, dolayısıyla hayatta kalma mücadelesinde bir adım daha öne çıkartacak biyolojik "alet edevat" geliştirip duruyor. Evrim, tamamen budur.

İşin ilginci, bu biyolojik alet ve edevat, veya organ, doku, molekül, özellik vs, evrim ortak havuzunda, bütün canlılar tarafından da kullanılır.

Bir canlının geliştirdiği biyolojik aleti, bir bakmışsınız, diğer canlılardan pekçoğu almış ve kullanmaktadır. Başka canlılarda evrimleşen binlerce biyolojik özellik vardır.

Her canlı kendi gelişimini destekleyecek doku veya organı bulduğunda alarak, kendine uydurur ve kendisi için işlevsel kılar..

 

YAP-TAKÇILIK VE EVRİM

Evrimsel gelişme, bir yap-takçılık biçiminde sürmektedir. Bu deyim, Nobel Ödüllü Fransız biyolog François Jacop 'a aittir.

Biyolojik sistem doğuşundan beri küreseldir.. bilim, bu sistemin işleyiş mekanizmalarını ve kökenini araştırır..

Bilime göre, "bugün yaşayan her canlı organizma, üç milyar yıl boyunca ilerleyen kesintisiz bir zincirin son halkasını temsil eder." Bu anlamda bütün canlı varlıklar, tarihsel yapılardır.

"Evrim yeniliklerini hiçlikten devşirmez, daha önce varolanlar üzerinde çalışır, bazen eski bir sistemi yeni bir işlevle donatmak üzere dönüştürür, bazen de daha karmaşık olanını yükseltmek için bir çok sistemi birleştirir."

"Evrim, kısaca, çevresinde bulduğu herşeyden yararlanan bir yaptakçı gibi davranır. Topladığı bu nesneleri, koşullara uygun olarak kendisi için kullanır.

"Bir kelebeği aslandan, bir tavuğu sinekten ya da bir solucanı balinadan ayıran şey, bunları oluşturan kimyasal öğelerdeki farklılıklar değildir.. Ya nedir? Bu kurucu öğelerin örgütlenme ve dağılımındaki farklardır"

İnsan ile şempanzeyi ayıran, genlerde makromoleküllerin sıralanma farklılıklarıdır. Burada etken olan bazı düzenleyici genlerdeki değişikliklerdir.

Bu nedenle de evrim, biraz da bizim uygarlık tarihimize benzer.. Evrimde de sürekli yükselişler ve inişler, varoluşlar ve yokoluşlar vardır, evrim böyle sürer...

François Jacop 'a göre evrim bir "Mümkünlerin Oyunu"dur.

Dünyada bir çok ülke de bu mümkünlerin oyununu oynuyor..

"Ulusal Strateji" de "mümkünlerin oyunu" kurallarına dayanmalı, toplumsal ve uygarlık havuzundan kendine yararlı olacak ne varsa alma ve kullanma yeteneğinde olmalıdır.

(*) Bu konuşma, Türk Mühendisler Birliği Derneği'nin 31 Mayıs 05 /Ankara ­ TOBB binasında düzenlediği, Dernek Başkanı Bülent Gürsoy, Aykut Göker, Prof. Dr. CHP Milletvekili Osman Çoşkunoğlu, Prof. Dr. Ramazan Aktaş, Prof. Dr. Haluk Geray'ın katıldığı "Küreselleşme, Teknoloji ve Ulusal Strateji" başlıklı panelde yapıldı. Konuşmalar Türk Mühendisleri Derneği tarafından yakında basılacak. Toplantı konuşmalarına tam metin olarak kural olarak yer vermiyoruz, ancak editör olarak bir ayrıcalıkta bulunuyor ve bu görüşleri tartışmaya açıyorum..

(**) François Jacop, "Mümkünlerin Oyunu", Kesit Yayınevi
 

   

 02-11-2004 

 


 02-11-2004 



 

HÜRRİYET

02.11.2004

İlk Türk otomobili Devrim ATO'da


 
 

Ankara

İlk Türk otomobili Devrim, Ankara Ticaret Odası'nda (ATO) sergilendi. Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun da, ATO Başkanı Sinan Aygün'ün kullandığı Devrim otomobili ile ATO bahçesinde tur attı.

Bakan Coşkun, sergide yaptığı konuşmada, Devrim'in seri üretimine geçilememesinin çeşitli nedenleri olduğunu, bu projenin zamanının şartları içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Ali Coşkun, rekabetin tek şartının teknoloji olduğunu vurgularken, Türkiye'nin şu anda ar-ge çalışmalarına GSMH'dan yüzde 0.64 pay ayırdığını, oysa Lizbon Anlaşması'na göre her ülkenin 2010 yılına kadar AR-GE'ye, GSMH'nın en az yüzde 3'ünü ayırmak mecburiyetinde olduğunu kaydetti.

ATO BAŞKANI AYGÜN: DEVRİM'İN DEFTERİ DÜRÜLDÜ

ATO Başkanı Aygün de, Devrim'in hikayesini anlattığı konuşmasında, ”Devrim'in defteri dürüldü. Aslında dürülen Devrim'in defteri değil, Türk Yerli sanayiinin defteriydi” dedi. Aygün, Devrim'in acımasız eleştirilere ve yabancı otomobil markalarının lobilerine yenik düştüğünü kaydetti.

DEVRİM'İN HİKAYESİ

Dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tarafından, 16 Haziran 1961 günü Devlet Demiryollarına, ordunun ihtiyacını karşılamak amacıyla bir araç geliştirmesi görevi verildi. Proje için 1 milyon 400 bin TL ödenek ayrıldı ve aracın 29 ekim 1961 tarihine yetiştirilmesi istendi.

Aracın tasarlanıp, üretilmesi için 4.5 ay süre tanınmıştı. 29 Ekim 1961 sabahı Türkiye'de yapılan bir otomobil, kaportası pürüzsüz olmasa da kendi tekerlekleri üzerinde ve yine Türkiye'de yapılan kendi motorunun gücüyle, Büyük Millet Meclisi binasının önüne götürülerek Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'e sunuldu.

Zamana karşı yapılan yarışın kazanılmasında en önemli etken, projede TCDD'nin görevlendirilmiş olmasıydı. O tarihlerde TCDD'nin onarım amacıyla kurulmuş fakat geniş ölçüde yedek parça imal eden Ankara, Eskişehir, Sivas ve Adapazarı'ndaki fabrikaları ile önemli bir teknik potansiyeli ve yetişmiş işçisinden mühendisine kadar güçlü bir teknik kadrosu bulunmasıydı.

Proje, yönetim grubunun başkanı yüksek Mühendis Emin Bozoğlu yönetimindeki 20 mühendisin olağanüstü çalışmalarıyla gerçekleşti. 1961 yılında 4 adet üretilen Devrim otomobillerinden sadece birisi günümüze kadar ayakta kaldı.

 (aa)

 

 

Devrim yarım asır sonra yollara çıktı

İlk Türk otomobili Devrim, 1961 yılından beri çekildiği köşesinden çıktı. Efsane otomobil Sanayi Bakanı Coşkun ve ATO Başkanı Aygün'le Ankara'da ufak bir gezintiye çıktı.

 Devrim'le 43 yıl sonra yeniden


İlk Türk otomobili Devrim, 1961'dan beri çekildiği köşesinden çıktı. Efsane araç Ankara'da Sanayi Bakanı Coşkun ve ATO Başkanı Aygün'ü gezdirdi.

TÜRK mühendis ve işçileri tarafından üretilen ancak halka tanıtıldığı gün yaşadığı talihsizlikler ile akılda kalan, 1961'den beri Eskişehir Demiryolu Fabrikası'nda bekleyen ilk Türk otomobili 'Devrim' yeniden gün ışığına çıktı. Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun ve Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, 43 yıldan önce üretilen otomobil ile ATO bahçesinde kısa bir gezinti yaptı. Gezintinin ardından 'Devrim'i değerlendiren Bakan Ali Coşkun, 43 yıl öncesinin şartları ile değerlendirildiğinde çok güzel bir otomobil olduğunu söyledi. Otomotiv sektörünün gerek istihdam, gerekse yarattığı katma değer ile sanayinin lokomotifi olduğunu vurgulayan Coşkun, otomotiv sektörünün başlangıcının 'Devrim' olduğunu ifade etti. Coşkun, şunları söyledi: "1960'larda Devlet Planlama Teşkilatı, ekonomik olarak karlı olabilmesi için bir fabrikanın en az 20 bin otomobil üretmesi gerektiğini açıklamıştı. Türkiye o yıllarda o kadar otomobili tüketemeyeceği için fabrikadan vazgeçildi. Bugün ise tablo tamamen değişti. Seri imalat yapamıyor ve ekonomik olarak piyasaya sokamıyorsanız rekabet şansınız olmuyor. Rekabet için kendi teknolojimizi üretmemiz şart. Bunun için AR-GE'ye ayrılan yüzde 0.64'lük payın bir an önce artırılması lazım."
 Vatandaştan yoğun ilgi
"Ulusal Sanayi ve Devrim Otomobilleri" paneli kapsamında sergilenmek için Ankara'ya getirilen Devrim otomobili vatandaşların yoğun ilgisini çekti. Törene 'Devrim' için çalışan mühendislerden üçü de katıldı. Törene ev sahipliği yapan ATO Başkanı Sinan Aygün, 23 Türk mühendisinin 129 günlük onur mücadelesinin ürünü olan Devrim'in itibarının iade edilmesi gerektiğini söyledi. Devrim'in yabancı otomobil lobilerinin acımasız eleştirilerine yenik düştüğünü savunan Aygün, "O gün dürülen Devrim'in defteri değil, Türk yerli sanayinin defteriydi" dedi.