TÜRK MÜHENDİSLER BİRLİĞİ DERNEĞİ
BASIN AÇIKLAMASI
Konu : "Türban ve Kapalı Kaplar Kanunu"
Tarih : 05.02.2008
"PASKAL KANUNU: Kapalı kaptaki bir sıvının herhangi bir noktasında birim yüzeye uygulanan bir kuvvet, kabın şekli nasıl olursa olsun, kap iç yüzeyinin her noktasına, aynı büyüklükte ulaşır."
"Din, üzerinde daha güçlü bir kavram bulunmayan, insanlar üzerinde en üst düzeyde etki yaratma kuvveti bulunan bir basınç kaynağıdır, türban da bu kaynağın, basıncı ileten ve göze görünen en açık aparatıdır."
"Türbanın baskı unsuru olduğu ve basınç oluşturduğu alanlar "kapalı alanlar"dır ve kapalı alanlarda oluşan baskı doğrudan diğer insanların özgürlük alanına müdahaledir ve o insanların özgürlük anlayışları doğrultusundaki davranış biçimlerinin sorgulanması sonucunu doğurmaktadır."
"Türban kapalı alanlara sokulduğunda o alandaki diğer insanlar üzerinde baskı oluşturacaktır. Bu baskının arttırılması durumunda ise, fizik kurallarında olduğu gibi kapalı alanlarda büyük patlamalar olacaktır."
"Toplumsal huzurun bozulmasına ve Türkiye'nin aydınlığa yürüyüşünün durdurulmasına yol açacak bu girişimin durdurulması için iktidar çevrelerini ve onlara destek olan işbirlikçilerini uyarıyoruz ve diyoruz ki:
Pandora'nın Kutusu' nu açmayın."
Değerli Basın Mensuplarımız,
Uzun süredir gündemde olan "türban" tartışmasında anlaşılmayan bir nokta var:
Kafa karışıklığı, "türbanın bir kişisel özgürlük olup olmadığı" ve "kişisel özgürlük ise, sınırlarının nereye kadar olduğu ve hangi alanlarda kullanılıp kullanılamayacağı" noktasındadır.
Madde madde gidecek olursak:
- - Türban dini inanca bağlı olarak benimsenen simgesel bir araçtır,
- - Evet, kişisel özgürlüktür,
- - Sınırları, başkalarının özgürlüğünü zorladığı ve sorgulattığı noktaya kadardır.
Bu tespitlerden yola çıkarak denilebilir ki:
Türban kişisel bir "varlık bildirme / statü belirtme" nesnesidir ve bir kişisel özgürlük uygulamasıdır. Türban, inanca dayalı belirteç biçiminde kullanılmaktadır. Bu da sadece kullanan kişinin durumunu ortaya koyan ve kendisini ilgilendiren bir davranış biçimidir.
Bu noktaya kadar, beğense de beğenmese de, kimsenin dediği ve diyeceği pek bir laf yoktur. Türban takanın davranış biçimi, "açık sosyal ortamlarda" fazlaca bir baskı unsuru oluşturmamaktadır.
Türbanın baskı unsuru olduğu ve basınç oluşturduğu alanlar "kapalı alanlar"dır ve kapalı alanlarda oluşan baskı, doğrudan diğer insanların özgürlük alanına müdahaledir. Bu müdahale, o insanların özgürlük anlayışları doğrultusundaki davranış biçimlerinin din kurallarıyla sorgulanması sonucunu doğurmaktadır ki, bu durum farklı inançlara sahip olabilecek insanlar için bir cendere ortamı oluşturmaktadır.
Bu noktada konunun daha iyi algılanabilmesine yardımcı olmak açısından bir fizik kanununu hatırlatmak ve konuyu anlaşılır kılmak istiyorum.
Fizikte bir "kapalı kaplar kanunu" vardır,
PASKAL KANUNU: "Kapalı kaptaki bir sıvının herhangi bir noktasında birim yüzeye uygulanan bir kuvvet, kabın şekli nasıl olursa olsun, kap iç yüzeyinin her noktasına, aynı büyüklükte ulaşır."
Bu fizik kuralından benzetmeyle yola çıkacak olursak:
Din, üzerinde daha güçlü bir kavram bulunmayan, insanlar üzerinde en üst düzeyde etki yaratma kuvveti bulunan bir basınç kaynağıdır, türban da bu kaynağın, basıncı ileten ve göze görünen en açık aparatıdır.
Türban, varlık nedenini dinin ilahi kurallarına ve bu kuralların ileticilerinin ortaya koyduğu kavramlara bağlıyor olmasının verdiği güçle, kimsenin seslendirmesine fırsat bırakmadan; dindar-dinsiz, namuslu-namussuz sorgulamasını gündeme getirerek "kadınlar arası ayrımcılık" olgusunu yaratan bir simge haline gelmiştir. Bir anlamda dinci siyasetin bir güç gösterisi unsuru olmuştur.
Eğer bu güçlü, dinsel aparatın uyguladığı basınç kapalı alanlarda kullanılırsa, o alan içerisinde bulunan her fert uygulanan basıncı olduğu gibi üzerinde hissedecektir.
Buradan hareketle, kapalı alanların doğru tarif edilmesi ve o alanlarda, dini inanca bağlı simgesel bir araç olan türbanın baskısının oluşmaması için gerekli kuralların konulması gerekmektedir.
Kapalı alanlar: Hizmet alınan ve verilen, alınmak istenen hizmet veya verilmek istenen hizmet tercih edildiğinde zorunlu olarak dahil olunan, sizin dışınızdaki insanlarla birlikte, tercih hakkınız olmadan, başka bir seçeneğe sahip olmadığınız ve belirli zaman dilimlerinde birlikte olunmak zorunda kalınan mahallerdir.
Kamusal alan olarak tanımlanmaya çalışılan alanlar özellikle, hizmet verilen; hastaneler, tapu daireleri, nüfus idareleri, üniversite öncesi okullar, üniversiteler ve genel olarak her türlü devlet kurumlarıdır.
Hizmet verenler açısından bakıldığında, bu kurumlarda çalışanlar "kapalı alan"dadır,
Hizmet alanlar olarak bakıldığında ise; okullarda hizmet alanlar "kapalı alan" içerisinde kalmaktadır.
Bu kapalı alanlarda türbanın serbest kalması, alan içerisinde seçeneksiz bir biçimde bulunan diğer insanlar üzerinde "kapalı kaplar kanunu"nda olduğu gibi baskı yaratacaktır.
Şu anda söz konusu kapalı alanlar içerisinde tartışma açılmış olan yer, okullar sınıflandırması içinde yer alan "üniversiteler"dir.
Dinci çevreler tarafından, tartışmanın en kolay yapılacağı ve sonuç alma ihtimalinin en yüksek seviyede görüldüğü yer olarak üniversiteler seçilmiştir.
Bu noktada kavramlarla oynanmakta ve türban: "Reşit insanların özgür tercihi" olarak sunulmaktadır.
Bu yaklaşımla, toplumun geniş bir kesiminde yer etmiş olan "yasakçılığa karşı koyuş" biçiminde kendini var eden tepkisel davranışı arkalarına alma uyanıklığı ile sonuca ulaşma taktiği güdülmektedir.
Bu kandırmaca ve özgürlük yalanına aldanan, "kapalı alan" kavramını bulamamış ve tanımlayamamış olan liberal ve sol kökenli aydınlar da, özgürlük kavramına olan güçlü bağlılığın verdiği körlükle, "türban savunucuları" kervanına katılmışlardır.
Oysa ki, tanımladığımız bütün alanlar; yerine göre hizmet veren için, yerine göre de hizmet alan için "kapalı alan"dır.
Laiklik bu kapalı alanlarda hizmet veren ve hizmet alanlar için, dini inanç baskısının ortadan kaldırılmasını kurallaştıran bir kavramdır.
Üniversitede başarı elde edildikten bir süre sonra, "bu alanların hepsinin karakter olarak aynı yapıya sahip olduğu, dolayısıyla bu alanların tümünde gerek hizmet veren gerekse hizmet alan açısından türbanın serbest kalması gerektiği" fikri tartışmaya açılacak ve "üniversiteler düzeyinde çatlatılan laiklik barajı tamamen parçalanacaktır".
Sonuç olarak:
Türban kapalı alanlara sokulduğunda o alandaki diğer insanlar üzerinde baskı oluşturacaktır. Bu baskının arttırılması durumunda ise, fizik kurallarında olduğu gibi kapalı alanlarda büyük patlamalar olacaktır.
Toplumsal huzurun bozulmasına ve Türkiye'nin aydınlığa yürüyüşünün durdurulmasına yol açacak bu girişimin durdurulması için iktidar çevrelerini ve onlara destek olan işbirlikçilerini uyarıyoruz ve diyoruz ki:
"Pandora'nın Kutusu" nu açmayın.
Bülent GÜRSOY
Genel Başkan