BASIN AÇIKLAMASI 

Tarih : 02.04.2008

Konu : Abdullah Gül'ün AKP Kapatma Davası Sonrası Sürdürülemez Konumu

Abdullah GÜL'ün, 31 Mart 2008 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı ile tarafsızlık konumunu sürdüremeyeceği anlaşılmıştır.

Konuyu anlayabilmek için süreci özetleyelim ve sonuca bakalım:

1- İDİANAME

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman YALÇINKAYA'nın 14 Mart 2008 tarihiyle Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'na verdiği iddianamedeki dava konusu şöyle:

Adalet ve Kalkınma Partisinin laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı haline geldiği anlaşıldığından Anayasanın 68/4, 69/6, Siyasi Partiler Kanunun 101/1-b ve 103/2' nci maddeleri uyarınca TEMELLİ KAPATILMASINA KARAR VERİLMESİ İSTEMİ.

İddianamede ortaya konulan "Kanıtlar" işe şu biçimde verilmiş:

Davalı Partinin Genel Başkanı, kurucuları, milletvekilleri, yerel örgüt temsilcileri, partili belediye başkanları ve üyelerinin Anayasanın laiklik ilkesine aykırı eylem ve beyanları.

Sonuç Bölümü'nde ise,

Davalı partinin laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline gelmesi ile ilgili olarak fiil ve beyanları bulunan, eylemleriyle siyasi partinin kapatılmasına neden olan (kurucu dahil) üyeleri,


1- Recep Tayip Erdoğan
2- Bülent Arınç
3- Abdullah Gül
..........................

... isimleri sayılanların Anayasa'nın 69 ncu maddesinin 9 ncu fıkrası ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 95 nci maddesi uyarınca temelli kapatılmaya ilişkin kararın Resmi Gazete'de yayınlanmasından itibaren beş yıl süreyle bir başka siyasi partinin kurucusu, yöneticisi, deneticisi ve üyesi olamayacaklarına,
karar verilmesi kamu adına arz ve talep olunur.

İddianame bu şekildedir.


2- ANAYASA MAHKEMESİ'NİN 31 MART 2008 TARİHLİ KARARI

İddianamenin Abdullah Gül dışında kalan bölümünün kabulüne oy birliğiyle, Abdullah Gül yönünden de kabulüne Haşim Kılıç, Sacit Adalı, Serdar Özgüldür ve Serruh Kaleli'nin karşı oyları ve oy çokluğuyla karar verildi.

Şeklinde açıklanmıştır.

Bu noktaya kadarki süreç şu şekilde değerlendirmelidir:

1- Savcının Talebi (Özet):

Savcı, laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı haline geldiği anlaşıldığından, AKP'nin temelli kapatılmasına karar verilmesi istedi. Davalı Partinin Genel Başkanı, kurucuları, milletvekilleri, yerel örgüt temsilcileri, partili belediye başkanları ve üyelerinin "Anayasanın laiklik ilkesine aykırı eylem ve beyanları"nı kanıt olarak sundu ve bu kapsamda, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün "laik devlet ilkesine aykırı eylem ve demeçleri" başlığı altında detayları verdi, sonuç olarak da: Davalı partinin laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline gelmesi ile ilgili olarak fiil ve beyanları bulunan, eylemleriyle siyasi partinin kapatılmasına neden olan (kurucu dahil) üyeleri listesinin 3. sırasında Abdullah Gül'ün Anayasa'nın ilgili maddeleri uyarınca beş yıl süreyle siyaset yapamayacağına karar verilmesini istedi.

2 - Mahkemenin Kararı (Yorum):

1- Oybirliği ile hemfikir olunmuştur ki, savcının iddianamesi usulüne uygundur, dava görülecek ve bir karara varılacaktır.

2- Abdullah gül ile ilgili olarak yapılan suçlamalar 11 üyeden 4'üne göre usulüne uygun olmadığı gibi, iddianamede bu şekilde yer alması da yeterli ve doğru değildir, 7'sine göre ise usulüne uygun ve iddianameye girecek kadar yeterli iddialardır.  Dolayısıyla oy çokluğu ile kanaate varılmıştır ki, Abdullah GÜL, suçlu olup olmadığına karar verilmemiş olmakla birlikte, oluştuğu iddia edilen suçun ortağıdır ve suça bulaşmıştır.

Sonuç olarak:

Abdullah GÜL  Anayasa Mahkemesi'nin erken bir kararıyla suçun ortağı haline getirilmiştir. Mahkemenin bu kararı almasına vesile olan üyeleri Cumhurbaşkanı'nı, konumundan kaynaklanan bir ayrıştırma kaygısıyla ve biraz da telaşla, diğer sanıklardan ayrı bir değerlendirmeye tabi tutarak daha davanın başlangıcında en azından suça bulaşmaktan mahkum etmişlerdir.

Bu durumda da verilen karara göre Abdulah GÜL'ün AKP'nin Laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline gelmesinde payı vardır. Bu payla, hem Anayasa'nın 14. Maddesi'nin 1. fıkrasında belirtilen "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz." hükmüne, hem de 24. Maddesi'nin 5. Fıkrası'nda yer alan "Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz" hükmüne aykırı davranışların sahibi olup, tarafsızlık konumunu sürdüremeyeceği anlaşılmıştır.

Anayasa'nın 101. Maddesi'ne göre tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı'nın Anayasa Mahkemesi'nin ara kararıyla kanıtlanmış bir taraflılıkla konumunu koruması her şeyden önce etik değildir ve bu durumun en kısa sürede sonlandırılması gerekir.

Saygılarımızla,

Bülent GÜRSOY

Genel Başkan