BASIN AÇIKLAMASI 

TARİH : 07.06.2008

KUVVETLER AYRILIĞI MI?                                                                                             

KUVVETLER ÇATIŞMASI MI?

KANLI MI OLACAK, KANSIZ MI?

Anayasa Mahkemesi'nin türbanla ilgili anayasal düzenlemeyi iptal etmesi yeni bir tartışma başlattı.

Mahkeme yetkisini aştı mı?

Soralım:

Demokrasilerde oy ile iktidara gelen partilere her şeyi yapma hakkı verilir mi?

Herkes aynı beklenti için mi oy vermiştir?

Kuvvetler ayrılığında payına yargı düşen "bir grup yargıç"; koskoca bir demokrasiyi, çoğunluğun iktidara getirdiği bir partiyi ve yasama yetkisi olan meclisi hangi kuvvetle yok sayabiliyor?

Tartışmalarda unutulan ve asıl sorulması gereken soru şudur:

Kuvvetler nerelerden alınıyor?

Bir devlet kurulurken bu kurulumu sağlayan kuvvet nereden gelir?

Türkiye Cumhuriyeti devleti hangi kuvvetle kurulmuştur?

Kuralları belirleyen kurucu kuvvet midir? Halk çoğunluğu mudur?

Doğru soruyu soramazsak ve referans noktasını kaçırırsak, olayları anlayamayız ve doğru olmayan zeminlerde "havanda su dövercesine" günlerce, aylarca, yıllarca tartışırız.

İçinde bulunduğumuz noktada, "halk isterse her şey olur" teziyle kendi emellerini gerçekleştirmek için halkı kullanan, sahte dindar, dinci ve takiyeci oligarşik bir grupla devletin kurucu ilkelerine sonuna kadar sahip ve kendilerini kurucu unsurların devamı niteliğinde gören; yargı mensubu, bürokrat, asker, siyasetçi ve halkın bir kesimini içeren güçler arasında kuvvetler çatışması başlamıştır.

Tartışmalarda referans noktası şu olmalıdır:

Türkiye Cumhuriyeti'nin temelleri; askeri ve siyasi bir dehaya sahip büyük bir önderin, büyük bir güçle, halkı da inandırarak ve arkasına alarak, verdiği mücadele ile atılmıştır.

Bu temeli oluşturan kuvvet: "ÖNDER, AKIL, ORDU ve HALK" dörtlemesiyle tanımlanabilir.

Bu dörtlemede "Önder"; "Akıl"la oluşturduğu stratejiyle, "Ordu" kuvveti kullanarak, "Halk"a "egemenlik" kazandırmıştır ve "Egemenlik Kayıtsız Koşulsuz Milletindir" diyerek tabloyu tanımlamıştır.

Önder, bu tablo ile çöken bir imparatorluktan, sınırları yeniden çizilmiş ve uluslararası anlaşmalarla kesinleştirilmiş, bağımsız bir "ulusal devlet" yaratmıştır.

Yaratılan devletin kurucu kuvvetleri bir felsefeyle donatılmıştır.

Bu felsefenin temelinde: "Laiklik" vardır ve çağına göre, batının gelişmiş medeniyetinin çağdaş kuralları yer almıştır.

Bu kurucu felsefe: Kuvvetler ayrılığı ilkesine bağlı olarak; yasama, yürütme ve yargının halkı nasıl temsil edeceğini ve devleti geleceğe taşırken, halka nasıl önderlik edileceğini de belirlemiş, devletin bir diğer kuvveti olan "Ordu"ya da, "felsefesi tanımlanmış ulusal devlete karşı ortaya çıkabilecek iç ve dış saldırıların" bertaraf edilmesini görev buyurmuştur.

Bütün kurucu kavramlar, "kurucu akıl" ile bir Anayasa'ya bağlanmış ve bu anayasa, tartışmalı da olsa, kabul edelim ya da etmeyelim, birkaç kez yine kuvvetle değiştirilerek ve halka onaylatılarak ancak, temel ilkelerini koruyarak günümüze kadar gelmiştir.

Şimdi şu olguyu tespit etmek gerekir:

"Bu anayasanın dayandığı temel ilkeler ancak ve ancak yeni bir kuvvetle değiştirilebilir".

Bu kuvvet; bir "ordu" olabilir, "örgütlü bir silahlı güç" olabilir, halkı kendine inandırmış güçlü bir liderin doğrudan ayağa kaldırdığı "halk çoğunluğu" olabilir.

İşte bu noktada "millet isterse şeriatı bile getirir" söylemi bir kuvveti ifade eder.

Ancak, sözü edilen ve üzerine farklı anlamlar yüklenen bu "millet", demokrasiyi kullanarak vereceği oyla:

Kuralları kuvvetle belirlenmiş ve felsefesi tanımlanmış bir kurguyu, devlet biçimini, sistemi, rejimi, değiştiremez.

Demokraside seçmenin verdiği "oy": Kuvvetle tanımlanmış olan, değiştirilemez maddeleri bulunan, kurucu ilkeleri belli ve onaylı olan bir düzende yarışan siyasi partilerin programlarındaki çok sayıdaki önerilerden kendine yakın bulduğu çözümlere verilir.

Verilen oylar o siyasi hareketi ve partiyi iktidara taşıyabilir, Anayasa'yı bile değiştirebilecek çok büyük bir çoğunluğa sahip olmasına da neden olabilir; ancak, oyların tamamını homojen bir yapı olarak algılayıp, devletin temel ilkelerini ve yapısını değiştirme hakkını vermez.

Geri dönecek olursak, devletin kurucu ilkeleri değiştirilmek isteniyorsa bunun için kuvvet gerekir:

Ordunuz varsa orduyla, silahlı güçleriniz varsa onlarla, halkı ayaklandırabiliyorsanız halkla, kısacası bu seçeneklerin hepsinin ortak unsuru olan "kan"la.

Bu nokta anlaşılmadan olaylar algılanamaz ve tartışmalar doğru zeminlerde yürütülemez.

Sonuç olarak:

Erbakan'ın öğrencileri Erbakan'dan 13 yıl sonra "kanlı mı, kansız mı olacak" sözünün ne anlama geldiğini sanırım artık anlamışlardır.

O gün Erbakan'ın partisinin kapatılmasının gerekçelerinden biri olan bu sözler, bugün yeniden iktidar partisinin önündedir ve varsa, gizli amaçlarını gerçekleştirme biçiminin "kansız olamayacağı" bir kez daha Anayasa Mahkemesi kararıyla tescillenmiştir.

Bülent GÜRSOY

TMBD Genel Başkanı