Yeşil Ufuklar Dergisi, Temmuz 2008

Kyoto sonrasında nasıl bir ülke ve dünya kurguladığımıza karar verme zamanı

YUNUS ARIKAN

 

2012 SONRASINDA TÜRKİYE'NİN SEÇENEKLERİ

 

Küresel iklim değişikliği ile savaşım konusunda atılması gereken adımların boyutu ve kapsamı düşünüldüğünde, Kyoto Protokolü; süresi, hedefleri, yükümlülük altına giren sektör ve ülkeleri açısından, işin sadece bir başlangıcı ya da, Yeşil Ufuklar'ın 2005 yılı 3. sayısında da belirttiğimiz gibi, ‘maratonun ilk 100 metresi'.

Gerek Türkiye gerek tüm dünya ülkeleri için önemli olan, bu ilk dönemde elde edilen deneyimlerden yapıcı dersler çıkarılarak, daha geniş katılımlı, daha bütünsel ve daha sürdürülebilir bir iklim politikasının oluşturulması. Bu maratonun ilk 100 metresinde geride kalan Türkiye, 2008 yılı içinde yaptığı son atakla, diğer koşucuları yakalamak üzere. Türkiye Kyoto Protokolü'ne katılarak, 2012 yılına kadar sera gazı salımlarının azaltılması açısından bir ev ödevi almasa da, 2012 sonrasında diğer ülkelerle beraber, nasıl bir ülke ve dünya kurguladığına bir an önce karar verme ve bunu diğerleriyle müzakere etme hakkını ve şansını yakalayacak. Bu süreçleri uluslararası ve ulusal ölçek olarak iki alanda ele alabiliriz.

Dünya genelinde 2012 sonrası

2009 sonu itibarıyla tamamlanması hedeflenen uluslararası müzakereler, hâlen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) ve Kyoto Protokolü olmak üzere iki zeminde ilerliyor. 2008 ABD Başkanlık seçimleri sonrasında belirlenecek yeni federal yönetimin de, uluslararası toplumla daha etkin bir işbirliğine girmesi bekleniyor. Bu açıdan bakıldığında, çok büyük olasılıkla daha farklı bir isimle anılacak yeni sürecin, sadece 39 ülkeye yönelik sera gazı salım azaltımları değil, taraf olan tüm ülkelerin savaşım, uyum, finansman ve teknoloji alanlarında değişen ödev, sorumluluk ve haklarını tanımlaması bekleniyor.

2012 sonrasındaki salım azaltım yükümlülükleri ve karbon ticaretinin yeni koşulları, esas olarak Kyoto Protokolü'nün 3.9 ve 9 numaralı maddeleri ile ilgili müzakerelerde yürütülüyor. Kyoto Protokolü'nde yükümlülüklerin tanımlandığı Ek-B Listesi'nde yer almayarak diğer Ek-I ülkelerinden farklılığının ilk somut göstergesini ortaya koyan Türkiye, eğer başarılı bir müzakere stratejisi oluşturabilirse, Ek-I ülkelerine yönelik 3.9 numaralı madde müzakerelerinden, gelişmekte olan ülkeler dahil tüm Kyoto Protokolü taraflarının yükümlülüklerini ele alan 9. Madde müzakerelerine yumuşak bir geçiş yaparak, kendisine uygun bir konum ve yükümlülük belirlenmesini sağlayabilir.

Bu koşulda Türkiye, kendisi gibi Kyoto Protokolü Ek-B Listesi'nde yer almayan, ancak OECD ülkesi olan Güney Kore ve Meksika ile beraber, yeni bir Ek-C Listesi oluşturarak, 2012 sonrasında, herhangi bir yıl temel alınarak sektörel hedefler gibi daha adil, daha esnek ve ekonomik olarak da ulaşılması daha gerçekçi hedefler benimseyebilir.

Bu tip bir açılım, başta ‘ileri gelişmekte olan ülkeler' olmak üzere, 2012 sonrasında salım azaltım yükümlülüğünün daha fazla ülkeye yaygınlaştırılmasının da önünü açabilir. 2012 sonrası için Esneklik Düzenekleri'nin de revize edileceği dikkate alınırsa, bu Ek-C ülkeleri, diğer gelişmekte olan ülkelerden farklı avantaj ve dezavantajlarla, karbon piyasaları ve projelerinden yararlanmaya devam edebilir. Böyle bir senaryo, çizelgede özetlenmektedir.

2012 sonrası Türkiye'nin seçenekleri

İklim değişikliği ile savaşımın en temel hedefi, fosil yakıtların sanayide ve günlük kullanımdaki payının azaltılması. Bu amaca varabilmek için kullanılabilecek stratejiler arasında yenilenebilir enerjilerin kullanımının artırılması, enerji verimliliğinin etkinleştirilmesi, fosil yakıtların karbon salımlarını azaltacak teknolojilerin kullanılması ya da fosil yakıtların yanmasından kaynaklanan karbon salımlarının filtrelenerek yer altı depolarında biriktirilmesi yer alabiliyor.

Ülkeler, bu politika ya da teknoloji seçenekleri arasında, kendi ulusal koşullarına göre tercihlerini belirleme hakkına sahip.

Gerek sanayileşmiş ülkelerde gerek gelişmekte olan ülkelerde, 1990'lardan itibaren enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji alanında elde edilen son derece büyük ilerlemeler BMİDÇS ve Kyoto Protokolü'nün en somut sonuçlarından biri olarak değerlendirilmektedir. Türkiye'nin bu dönemde uluslararası sürecin dışında kalması, özellikle bu iki sektörde elde edilen ilerlemelerin son derece sınırlı kalmasına yol açmıştır.

Türkiye, 2012 sonrası dönemde Ek-B dışı konumunu koruyarak ‘ileri gelişmekte olan ülke' kategorisinde bir konum edinmesinin ardından, belirleyeceği hedeflere ulaşmak için öncelikle bugüne kadar etkin bir şekilde hayata geçiremediği enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji alanında oldukça iddialı bir atılım sağlayabilir.

Özellikle daha da azalması beklenen yağışlar ve artması beklenen kuraklık riskleri dikkate alındığında; rüzgâr, biyokütle, jeotermal, güneş gibi hidroelektrik dışı yenilenebilir enerji kaynaklarında daha ciddi ilerlemeler kaydedilmesi beklenebilir. Ayrıca gerek konutlarda, gerek sanayide, gerek ulaşımda, hem elektrik hem de enerji verimliliği alanlarındaki potansiyel hızlı bir şekilde değerlendirilerek, yeni kaynak ve teknolojiler için ortaya çıkacak maliyet masrafları da azaltılabilir.

Bunun yanında, gerek iklim değişikliğine yol açan kaynak ve teknolojilerin kullanılmasının terk edilmesi yönünde ekonomik ve toplumsal baskı, gerek yaşanan değişikliklerin ortaya çıkaracağı yeni iklimsel koşullar, hammadde teminini ve enerji güvenliğini, pazar/ piyasa tercihlerini ve üretim/ pazarlama zincirlerini kaçınılmaz olarak etkileyecek.

Sektörel olarak bakıldığında, kısa vadede, öncelikle tarım, gıda, balıkçılık, tekstil, elektrik (hidroelektrik santral kapasiteleri, artan soğutma ihtiyacını karşılamak için yeni elektrik talebi vs.) gibi sektörlerin olumsuz olarak etkilenmesi beklenmekte. Bu sektörlerde, geleneksel ürünlerde maliyet artışıyla karşılaşılabilecek ya da yeni/ farklı/ alternatif ürünler tercih edilebilecek.

Orta vadede, çimento ve demir-çelik gibi ağır sanayiler, 2012 sonrasında sivil havacılık sektörü, karayolu taşımacılığı, kömür/ doğal gaz yakıtlı termik santraller gibi enerji yoğun sektörler, bu yeni sürecin getirdiği zorunluluklar nedeniyle yeni yapılanmalar içine girmek zorunda kalabilecek. Bu süreçte, gerekli yatırımları zamanında başlatarak maliyeti uzun yıllara yayabilen girişimciler, yeni döneme daha rahat ve esnek ayak uydurabileceği için, rekabet ortamında daha avantajlı hale gelerek kazançlı çıkabilecek.

Ayrıca, 2012 sonrası dönemde her türlü yatırım, ürün, etkinliğin gerçekleştirilmesi sonucu ortaya çıkan karbon salımlarının hesaplanması ve çeşitli sektörlerde yapılacak yatırımlarla bu salımların dengelenmesi konusunda daha yaygın bir eğilim ortaya çıkması bekleniyor. Bu nedenle, çevre yönetiminin yeni bir kolu olarak karbon danışmanlığı/ yönetimi, yeni bir atık borsası olarak karbon piyasaları, kurumsal sosyal sorumluluk açısından gönüllü karbon dengeleme projelerinin orta ve uzun vadede daha fazla istihdam ve ekonomik gelir yaratmaları da bekleniyor.

Türkiye'nin ‘ileri gelişmekte olan ülke' konumuna bağlı olarak, 2012 sonrasında uluslararası karbon ticareti uygulamalarında karbon satıcısı ülke hakkını elde etmesi halinde de, hem kurumsal yapılanma hem teknik düzenlemeler hem de uzman personelin istihdamı alanlarında çok büyük açılımlar yaşanması beklenebilir.

Ya hep beraber, ya da hiçbirimiz

Küresel iklim değişikliği konusunda giderek şiddetlenen alarm zilleri, bu konuda topyekün bir mücadelenin zorunluluğunu tüm ülkelere ve toplumlara dayatıyor. Kyoto Protokolü'nün 2008-2012 yıllarını kapsayan 1. Yükümlülük Dönemi'nde elde edilen deneyimler, bu süreçte bireycilik yerine kollektif düşünmenin, rekabet yerine dayanışmanın daha çok öne çıkması gerektiğini de ortaya koyuyor.

Belki başlarda maraton olarak tanımladığımız bu koşunun, artık yarışma ve kazanma kültürü ile değil, aynen kaz ya da penguen toplumlarında olduğu gibi, ortak irade, akıl ve dayanışmayla varılabilecek bir ‘uzun ince yol' olduğunu bilerek hareket etmek daha doğru olacak. 2009 yılına kadar sürecek olan, 2012 sonrası müzakereleri bu bakış açısıyla ele alınabilirse, hem dünya hem ekosistem hem de ülkemiz için sürdürülebilirliği başarmak için hâlâ şansımız var. Aksi takdirde, ‘galibi' olmayan bu ‘maraton'da, birinci gelmek dahi hiç kimseye bir mutluluk getirmeyecek.

 

Yunus Arıkan, REC Türkiye İklim Değişikliği Proje Yöneticisi / Climate Change Senior Project Manager