TÜRK MÜHENDİSLER BİRLİĞİ DERNEĞİ
"Yerel Akıl Bülteni - Çankaya" Muhtarlar Toplantısı
Tarihi : 25 Kasım 2007 pazar günü
Saati : 14:30 - 17:00 saatleri arası
Yeri : Türk HARB-İŞ Sendikası Toplantı Salonu
İnkılap Sok. No:20 KIZILAY
TOPLANTI TUTANAKLARI
Diğer Bilgiler İçin Lütfen Burayı Tıklayınız.
-----&-----
BÜLENT GÜRSOY (TMBD Genel Başkanı)- Değerli muhtar arkadaşlarımız; öncelikle bu pazar gününde kendinize ayırdığınız özel anları büyük bir özveriyle terk edip buraya geldiğiniz için sizlere teşekkür ediyoruz. Hoş geldiniz.
Aklınızda birtakım soru işaretleri olduğunu biliyoruz. Durumu netleştirmek adına, Türk Mühendisler Birliği Derneği hakkında çok kısa bir tanıtımda bulunayım, sonra konumuza geçelim.
Türk Mühendisler Birliği Derneği, 1948 yılında kurulmuş olan, Türk Mimar veMühendis Odaları Birliği (TMMOB)'nin oluşumundan önce kurulmuş olan bir dernek. O zamanın İstanbul Teknik Okulu (İTO) ve sonrasında da İstanbul Teknik Üniversitesi'nden (İTÜ) mezun olan; mühendis, mimar ağabeylerimizin kurduğu bir dernek. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği'nin kanununun çıkarılması sürecine çok büyük katkılar koymuş, ondan sonra da TMMOB paralelinde çalışmalar yapmış bir dernek. Daha yakın bir tarihe bakacak olursak, belki hepinizin yakından tanıdığı rahmetli Ali Dinçer'in Belediye Başkanlığı adaylık sürecinde ve Başkanlık döneminde de çok aktif roller almış bir dernek. Üyelerimizin arasında yine iyi tanıdığınızı düşündüğüm Erol Tuncer, eski İmar-İskân Bakanı, Türkiye Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı TESAV'ın ve Sosyal Demokrasi Derneği'nin Başkanı. Haluk Özdalga bilirsiniz, şu anda AKP Milletvekili, ama Haluk Özdalga da mühendistir, bizim üyemizdir. Bunun dışında da, tanıyacağınız, Levent Tosun vardır, eskiden ASU Genel Müdürü vesaire, çok böyle, önemli görevler almış saygın, nitelikli üyelerimiz var;
Derneğimiz ne tür işiler yapıyor diye de düşünüyorsunuzdur. Bizim 23 disiplinimiz vardır. Yani her türlü mühendisler ve mimarlar bizim üyemiz olabiliyor, öyle bir yelpazemiz var, aynen Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği'ndeki gibi. Üye arkadaşlarımızla birlikte biz resmi olmayan daha özel etkinlikler yapan, sivil toplum kuruluşu, bağımsız toplum kuruluşu niteliğinde bir yapıyız. Kamu kurumu niteliğinde olan ve özel yasası olan "ODA"lar daha çok, resmi işler yaparlar, biz ise sivil işleri yaparız. Nedir bu sivil işler? Mühendislik, mimarlık mesleğiyle ilgili mesleki sorunlar, artı mühendislerin, mimarların toplumsal sorunlara çözümleri, bakış açıları, tekniğin gelişimiyle ilgili stratejik çalışmalar ve benzeri konularda paneller, konferanslar, kongreler.
Bir kaç tane örnek vereyim: Yakın bir zamanda "Küreselleşme, Teknoloji ve Ulusal Strateji" diye, belki bir hükümetin bile elinde olması gereken ciddi bir rapor ürettik, kitaplaştırdık, 85.000 Adet basımını yaptık ve bunu Türkiye çapında, Cumhuriyet Gazetesi'nin ekinde dağıttık. Yapı ve Kentte Bilişim Kongresi adı altında bir kongre düzenliyoruz her yıl. Türkiye Bilişim Derneği var bunun içerisinde, bir de Türkiye Belediyeler Birliği var. Türkiye Belediyeler Birliği de belediyelerin hepsinin içinde olduğu resmi bir kurumdur. Bunlarla ortaklaşa Yapı ve Kentte Bilişim Kongresini yapıyoruz. Bilişimi biliyorsunuz; dünya yeni bir çağa girdi, bilişim, bilgi çağı diye anılıyor. O sektördeki her şeyin, yapı ve kentle; yapı ve kent derken sadece, binalar iş yerleri gibi düşünmeyin. Yollar, trafik, kentlerin haritalandırılması, vergilerin, çöp vergilerinin vesairelerinin toplanması, sizlerin belediyelerle işlerinizin hızlı yürümesi, sorunlarınızın çabuk çözülmesi gibi her şeyi kapsayan, ama bunun yazılım ve bilişim tarafını da içine alan bir çalışma, çok geniş bir çalışma.
Bunu özellikle anlatmaya çalıştım. Kocatepe Mahallesi Muhtar Vekilimiz Muzaffer Çakır Bey toplantıya girmeden önce sohbet ederken sordu: "Ne alakası var mühendislerle muhtarların?" diye. Bizim camiamızda şehir palancılarından tutun mimarlara kadar, peyzajcılardan tutun inşaat mühendislerine kadar her türlü mühendis-mimar var ve kent yaşamında da bunların hepsinin önemli yeri var. Sizin mahallelerinizin planlanmasını bizim arkadaşlarımız yapıyor. O planları yaparken yeşil alanların, eğitim alanlarının, sosyal alanlarının, donatılarının ayrılmasını bizim arkadaşlarımız yapıyor. Bunları kafasına göre yapmıyor kimse, yani halkın ihtiyaçlarına göre yapıyor. Bu halkın ihtiyaçları, halkın kendinden, artı onun en alttaki yönetim birimi olan muhtardan alınıyor, oradan yavaş yavaş işin içine kaymakamlık giriyor, belediye giriyor, özel idare giriyor. Biz iç içeyiz, yani Mühendisler Derneğiyle muhtarların alakası var, önemli derecede var; artı biz sivil işler yaptığımız için, toplumsal işlere dönük çalışmalar yapıp bilgi ürettiğimiz için daha da bir var. Yani, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği bizim kadar bu işlere belki girmiyor, daha teknik düzeyde kalıyor, ama biz biraz daha halkın içine girerek bu işleri yapmaya çalışıyoruz, bu bazda çalışmalarımız var. Yani, ufak bir örnek olsun diye bunları söyledim.
Yerel Akıl Projesine de şöyle geldik: Mahallelerden başlayarak zaten bir üstte ilçeye, sonra ile, oradan Türkiye'ye kadar giden bir ağ var. Yani, halkın sorunları, mahallesinden başlıyor, sokağından başlıyor. Bu sorunların ilk yansıdığı yer muhtar. Dolayısıyla o yüzden, önce bir muhtarlarla bir araya gelelim diye düşündük. Muhtarlardan itibaren; birincisi, sorun taşınıyor, ikincisi, çözüm taşınıyor. Yani, mahalledeki bir sorunun çözümünü en iyi muhtar biliyor aslında, en doğru yaklaşımları muhtar yapabiliyor. Burada ne eksik kalıyor? Belki muhtarlarımızın hepsi teknik adam değil ya da işte o formasyonda değil, herkesin işi ayrı, mesleği ayrı, eğitimi ayrı. Biz bu noktada bu hamuru yoğurmak üzere bir maya olalım derdindeyiz. Nedir? Bir şehir plancı arkadaşımız, muhtarımızın önerdiği çözüme bir ayar getirir, "evet, doğru söylüyorsunuz, ama şöyle yaparsak daha doğru bir çözüm buluruz" diyebilir. Bugüne kadar yerel yönetimler için üretilmiş bir sürü bilgi var; birtakım dernekler var, vakıflar var, enstitüler var, bunları da işin içene katıp, o bilgiyi en doğru hale getirip, sonra tekrar muhtara geri döndürüp, "muhtarım; çözümümüz budur, halkımıza da anlatın." Denilebilir.
Çözümü bulduk diyelim, bunu kim yapacak? Bunu belediye yapacak, kaymakamlık yapacak, özel idare yapacak. Peki, nasıl yaptıracağız? O noktada da nasıl yaptıracağınızın, yöntemlerini hep birlikte arayacağız. Orada bir mühendislik ya da teknik bilgi gerekmiyor, hepimizin birlikte oluşturacağı baskı gurubuyla, basını kullanarak, yeri gelirse sizlerin yapacağı gerçekleştireceği eylemlerle, bizlerin kolaylık sağlayacağı; belki iletişimde kolaylık sağlayacağı, yazışmada, basında kolaylık sağlayacağı yöntemlerle eylemlerinizi gerçekleştirmek, sesinizi duyurmak gibi ortak bir şey çıkarabilir miyiz? Bu ortak şeydeki kasıt da en büyük eksikliğimiz olan ortak akıl. Herkes birer birer çok akıllı, yani gerçekten konuştuğumuz zaman hepimiz önemli şeyler üretebiliyoruz, çok akıllıca değerlendirebiliyoruz, ama bunu bir ortak akıl haline getirip de arkasında durmadığımız sürece, hepimizin akıllı olması bir işe yaramıyor. O ortak aklı ortaya çıkardığımızda doğru sonuçlar alabiliriz, istediklerimizi yaptırma şansı elde edebiliriz.
Oradan da yaklaşarak yerel akıl diye bir olgu ortaya çıkardık. Dedik ki, biz hepimiz bu demin bahsettiğim konularda, yerel bilgiler üretelim, yerel çözümler üretelim, yerel sorunları tespit edelim, sonra da bunu nasıl yaptıracağımıza bakalım. Bunun adı o zaman yerel akıl olsun. Hepimizin aklının süzüleceği ortak kararların çıkacağı ve uygulanacağı yerel akıl olsun ve bu düşündüklerimizi, tartışacaklarımızı bundan sonraki süreçlerde, üreteceklerimizi de yazalım, çizelim bir metin ortaya çıksın dedik, yerel akıl bülteni dedik. Remzi Oğuz Arık Mahallesi'nin Muhtarı arkadaşımız sağ olsunlar, Süleyman Bey güzel bir bülten hazırlamış, örnek olarak da verdiler, gayet de iyi; düşündüklerimizi, ürettiklerimizi böyle bir bültende yayınlayalım. Bu yayınladığımız bülteni de bütün mahallelere gönderelim, orada da muhtarlarımız istediği sayıda talep etsin, bunları da istediği kadar insanlara dağıtsın. Bu da "nasıl baskı unsuru oluruz?"un yanıtıdır; bir tanesi de bu tür bir yayındır. Bunu gerekli resmi kurumlara da gönderelim, vesaire... Dolayısıyla sizin sorunlarınıza, sizin ürettiğiniz çözümlere bir yandan da teknik bakış, teorik bilgiler ekleyip diyelim ki, "budur", "olmuştur". Sonra da bunu başka eylemlere dönüştürelim, hep birlikte. Bu anlamda da sizin bu noktadaki fikirlerinizi alalım.
Bunu nasıl yapalım? Bunu yaparken öncelikle bir "Yayın Kurulu" oluşturalım. Bizim Türk Mühendisler Birliği Derneği'nden bu işlerde yer alacak olan; Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarımız var, önceki başkanlarımızdan Mimar Zeki Ataman Bey var, Çetin Yıldız Bey var, kendisi halen Çankaya Belediyesinde de görevli İmar Dairesinde. Yine mimar arkadaşımız, fedakârlık ediyor, yani normalde hem resmi kurumda çalışıp, hem böyle şeylere katılmak çok kolay değildir. Sağ olsun hem yönetim kurumumuzdaki çalışmaları, hem de bu tür etkinlilerle katılarak özveride bulunuyor. Ayrıca, yine eski bir İmar Müdürü arkadaşımız var kendisi Yüksek Fen Kurulu Üyeliği yapmış ve aynı zamanda da şehir plancısı, Eski FİŞEKSAN Genel Müdürü olan, makine mühendisi olan bir Y.K. Üyemiz var, EGO'cu olan bir arkadaşımız var, Zeki Bey de EGO'dandır. Yine, yani kenti bilen, kentin içinden gelen önemli arkadaşlarımız var. Onların da katılımıyla, sizlerin oluşturacağı bir Yayın Kurulu oluşturup, bu Yayın Kurulu'yla da bülteni başlatalım. Sonra da birlikte eylemlerimizi ortaya çıkaralım diye düşündük.
Şimdi, ben genel olarak bu kadarıyla kalayım istiyorum. Eğer sorularınız varsa onları açalım, sonra da sizlerin fikirlerinizi alalım, söz alın lütfen. Bütün konuşmalarımız kayıt ediliyor, bu konuşmalarımızın bant çözümlerini alacağız, bu toplantıdan sonra buraya katılmayanlar da dahil olmak üzere, yine bütün muhtarlarımıza göndereceğiz. Bu tür fikirler var, bu tür görüşler var diye, sizler onaylarsanız tabii. Yani, göndereceğiz derken, böyle yapacağız diye değil, sizlerin onayını alarak, uygun görürseniz göndereceğiz, Dolayısıyla bilgi üretmeye başlayacağız, şu dakikadan itibaren. Ben burada bir durayım, daha bizim ne yapmaya çalıştığımızı anlamak üzere sorularınız varsa sorun, sonra fikirlerinizi alalım. Söz isteyen arkadaşlar kürsüye çıksın, onlar kayda alınsın. Biz de notlarımızı almış olalım.
Evet, benim şimdilik açıklama kısmında söyleyeceklerim bu kadar. Evet özellikle Muzaffer Beye bir bakayım, Muzaffer Bey sizin sorularınız olacaktı diye düşünüyorum.
Buyurun.
MUZAFFER ÇAKIR (Kocatepe Mahallesi Muhtar Vekili) - Ben aslında azaydım, Muhtar Ömer Asan arkadaşımız görevden alındığı için, beni görevlendirdiler. 3-5 ay içinde işim biter diye düşündüm, ama şu anda görev süresi olarak 18 aya yaklaşmış durumundayım. Muhtarlık yapıyorum. Benim mahallem, Ömer Asan tarafından 39 sene yönetildi, muhtar olarak 39 sene hiç bir kaydı yok. Yani, kimlik bildirimi yok, kimin nerede oturduğu belli değil, geleni imzalamış göndermiş, bilgileri de kendi dolduruyor. Ne dolduruyorsa onu imzalıyor.
Ben şunu söylemek istiyorum: Çok politik olacak belki, çok acayip olacak, ama biz Kerkük'ü almak istiyoruz, Hakkari'de, Diyarbakır'da sözümüz geçsin istiyoruz, ama Ankara'da, Çankaya'da sözümüz geçmiyor. İnsanlar istediği gibi at oynatıyorlar. Kayıt ediliyor değil mi? Bunlar kayıt edilsin istiyorum. Evet, Çankaya'da herkes istediği gibi at oynatıyor. Adam geliyor, firmasını kuruyor, milleti dolandırıyor, ondan sonra çekip gidiyor. Ondan sonra, muhtara geliyor yazılar, muhtar mektubu almak mecburiyetinde. Ben akşama kadar postacılık yapıyorum, her gün 100 tane posta alıyorum veyahut da bu şahıs burada oturmuyor diye cevap veriyorum, olur veriyorum gönderiyorum. Ben postacıları kovdum. Yani Affınıza sığınıyorum, belki dışarısına çıkıyorum konunun, ama muhtarlığın derdidir diye anlatıyorum. Postacıları kovdum, kaymakamlık 2 defa bana ihtar verdi. Bana ihtar vermeyin, beni kovun dedim; öyle bir ifade vereyim ki, beni kovun, ben gideyim buradan.
Ben aslında çalıştığım her işten kovularak ayrılmış bir insanım. Benim yıllığım da 40 yıllık, yıllıkta var. Onun sebebi var efendim; doğru olanı 7 köyden kovarlar. Bu bir ata sözüdür, ben bunu yaşıyorum. Ben diyorum ki, önce mahallemize sahip çıkalım. Muhtar muhtarlığını yapsın, mühendis de mühendisliğini yapsın. Biraz evvel söyledim. Türk Mühendisler Birliği'yle muhtarların ne ilgisi var? Yani biz Türk Mühendisler Birliği'nden bir şey mi isteyeceğiz, onlardan istediğimiz şeyi kim yerine getirecek? Muhtarın, mahallenin istediğini ya belediye ya kaymakamlık yerine getirir, mühendislerle hiçbir ilgisi yok. Bir istişari toplantı olabilir. Mühendisler çokları cahil olan muhtarlara bilgi verebilirler, Kusura bakmasın muhtarlar.
BÜLEN GÜRSOY- Estağfurullah, bu sözünüze itiraz edeceğim, hiç öyle bir düşüncemiz yok.
MUZA FFER ÇAKIR- Ben de cahilin biriyim. Okumuşum, Teknik Üniversite mezunuyum, ama ben de cahilin biriyim. Muhtar olduktan sonra çok şey öğrendim.
SALONDAN- Hepimiz aynı şekilde...
MUZAFFER ÇAKIR- Yani kusura bakmayın, ben Türk Mühendisler Birliği'nin toplantısına bir daha ne gelirim, ne onlardan bir şey isterim, ne akıl alırım, ne de akıl veririm. Bu yanlış bir şeydir; eğer Türk Mühendisler Birliği bir hizmet verecekse, kendi camiasına versin; ben mühendisim, bana versin, benim dertlerimi çözsün, muhtarların dertlerini değil. Söylemek istediğim o, ne ilgisi var, niçin geldik buraya diye Bülent Beye sordum. Birçoklarımız Türkiye Muhtarlar Birliği Derneği olarak gelmiş buraya, yoksa onlar da gelmeyeceklerdi. Ben okudum, benim kağıdım geldi. Benim aklım yok ki, kendime yetecek kadar sizin akıl derneğinize vereyim. Benim yeterince aklım vardır. Sizden de akıl alacak değilim. Sözüm bu kadardır.
Teşekkür ederim.
BÜLENT GÜRSOY- Biz teşekkür ediyoruz. Biz sizden akıl alamaya geldik, onu da belirteyim. Gerçekten biz sizden akıl almaya geldik. Yok, o çok yanlış bir değerlendirme; tam tersi, biz akıl almaya geldik.
SÜLEYMAN DEMİRCAN (Remzi Oğuz Arık Mahallesi Muhtarı) - Arkadaşlar, hepinize merhaba. Türk Mühendisler Birliği böyle bir panel yaptı. Panel mi diyelim artık, duyuru mu diyelim, yani bu belki de yapılması gereken, geç kalmış bir toplantıydı, ama burada bir şey belirlenmiş. İşte bültenin adı konulmuş, yayını konulmuş bizim muhtarlara da, özellikle Çankaya muhtarlarına da işte kararlara, sonradan katılma görevi doğuyor.
Ben dedim ki, bu olması gereken bir bülten, geç kalınmış. Bilginin tabana yayılması, gerçek bilginin ortaya çıkması için önce Çankaya Muhtarlar Derneği'ne bir öneri götürülürdü. Siz, böyle bir süreçte komisyonda aktif, belirleyici olun, işte bültenin adına da, veya benim elimde olursa derdik ki, bu "Yerel Akıl Bülteni" yerine "Çankaya'dan Esen Yerel Dalga", böyle de olabilirdi. Bu şekilde bir düşünce ile yaklaşılsaydı, burada daha verimli ve daha üretken olurdu.
Bültenin amacını, maksadını biz bilmiyoruz. Katılımcılık mı, yerellik mi, kamu mu, neyi yansıtacak? Yani, mahalleyi mi işleyecek, sokağı mı işleyecek, muhtarın toplumsal boyutunu mu, kamusal yanını mı, yerel katılımcılığı mı? Bunlar önümüze dökülmedi. Ben derim ki, Çankaya Muhtarlar Derneği, bizim arkadaşlarımız, toparlanır, bir konsept oluşturur, karar alır, biz bu bültende yer alacağız veya almayacağız, burada belki arkadaşlarımız fikrini ferdi olarak söyleyebilir. Dernek yönetimi bir karar alsın. Belki de derneğin böyle bir eğilimi vardır, Çankaya Muhtarlar Derneğinin, bülten çıkarabiliriz diye; çünkü kongrede böyle bir karar alınmıştı.
İkincisi, burada bir diyalogsuzluk var. Biraz önceki arkadaşımıza ben katılmıyorum. Bizim birbirimizden öğreneceğimiz çok şeyler var. Hiçbir zaman biz birbirimizden üstün değiliz. Ne zaman daha çok diyalog olursa, kent yönetimine katılmada, toplumsal bilincin oluşturulmasında, hele bir de kent yurttaşlığının gelişmesinde birbirimizden öğreneceğimiz çok şeyler vardır.
Bu bülten öyle bir bülten olmalı ki, sokağına, mahallesine, kentine ve ülkesine sahip çıkan yerel dalganın sesi olsun. Bu bizim yüreğimizden veya benim ferdi görüşüm, ama diğer arkadaşlarımız yok, bizim sizden alacak fikrimiz yok veya size verecek fikrimiz yok. O biraz öteleme oluyor. Önce arkadaşlarımız bu düşüncelerini anlatsın. Biz de Çankaya Muhtarlar Derneği veya muhtarları olarak her türlü katkıyı koymaya hazırız. Ferdi olarak, zaten biz bu süreci 5 yıl önce başlattık, kısmi de olsa. Zaten mahalleyi işleyen, kendi sokağımızı işleyen sorunlara ulaşan bir ivme kazandırdık. Bu konuda bedel ödedik, ceza aldık, ötelendik. Yani, bunların o aşamalarından geçtik ama bu yurttaşlık bilinci veya kentlilik kültürü öyle kolay kolay oluşmuyor. Bunların tarihi agoralara gidiyor arkadaşlar, antik Yunanlara gidiyor, o evrelere gidiyor.
Mesela şu anda bir kent konseyi var. Bu bültenin öyle bir oluşumu olsaydı, o kent konseyini daha da içerikli hale getirirdi. Kent konseylerinin oluşmasının Ankara'ya, kentimize çok olumsuz etkileri oldu. İnsanlar, topluma en yakın yöneticiler karar süreçlerine katılmıyor. Kenti hakkında, mahallesi hakkında fikirleri, düşünceleri alınmıyor. Ne yapıyor? Kent yöneticileri seçilene kadar, kentin ve kentlinin emrinde oluyor, seçildikten sonra kent ve kentli yöneticilerin emrinde oluyor. İstediği yeri kazıyor, istediği yeri kapatıyor, istediği yeri açıyor, biz kentte yaşayanlar "öteki" oluyoruz. Yani kentlilik bu değil ki, kentlilik, özgürce kenti yaşamaktır, özgürce dolaşmaktır. Hangimiz hangi mahallede özgürce dolaşabiliyoruz, kenti yaşayabiliyoruz ve kentlilik kültürünü oluşturuyoruz? Onun için bu konuda mimar-mühendis arkadaşlarımızın katkılarına teşekkür ederim. Geç kalınmış, ama bu misyonu Çankaya muhtarları üstlenecekse veya buradan başlanacaksa burada derneğin yönetiminin görüşü alınmalı, dernek buradaki katılımcı sürecinin öznesi olmalı diyorum.
Teşekkür ederim.
BÜLENT GÜRSOY- Sayın Süleyman Demircan teşekkür ediyoruz biz de, sağ olun. Yine bir iki konuyu hemen konuşmanın üzerine taze taze açıklayayım, sonra söz vermeye devam edelim. Bu tür çalışmalar genelde, aslında önyargılarla başlar; çünkü karşılıklı birbirimizi anlamaya zaman bulamamışızdır. İşte, yazılarak, çizilerek, bir araya gelerek başlarız, sonra anlamaya başlarız. Kim ne diyor, ne düşünüyor diye. Söyledikleriniz çok doğru, ama şunu belirteyim: Bir dayatma içinde değiliz, adı "Yerel Akıl" olsun, şöyle yapılsın, böyle yapılsın filan.. Bunların hepsi bir öneri aslında. Yani, hep birlikte geliştirebileceğimiz bir öneri, her şey değişebilir, her şey sıfırdan başlayabilir, her şeyi yeniden tanımlayabiliriz. Sadece konu ilk baştan anlaşılsın diye bir konsept, bir sistem oluşturmuş olduk. Başlangıç anlamında böyle olsun dedik, şimdi deriz ki, işte "yerel dalga", hiç önemli değil, sorun değil. Sizin paylaşacağınız, sizin üreteceğiniz şeyler olsun.
Ortak akıl niye dedik? Bunu kullanalım diye dedik. Hayır, "bizim diyeceğimiz olsun arkadaşlar" dediğiniz anda, yani biz dediğimiz anda ya da biri dediği anda, ortak akıl olmaktan çıkıyor. O insanın aklı oluyor. "Ortak Akıl"... her şeyi yeniden yazarız, çizeriz, her şeyi yeniden oluştururuz burada sorun yok. Bir de Çankaya'dan başlayarak, yani biz yazımızda da söylemiştik, "Çankaya pilot olsun" dedik. Bunları da tartışırız. Hani, Çankaya'dan, Yenimahalle'ye, Keçiören'e, Mamak'a vesaireye yayılsın. Daha sonra, eğer becerebiliyorsak büyük bir olaydır, hep birlikte çok büyük düşünüp, iyi organize olabiliyorsak, Türkiye çapında çıkaralım, ama ilk etapta işte bir yerden başlamak lazım.
Hepimiz de iyi kötü Çankaya içerisindeyiz yakınız, sevdiğimiz, dostumuz muhtar arkadaşlarımız var, birbirimizi daha kolay anlarız, daha samimice başlarız diye Çankaya'dan başladık. Yine hep birlikte karar veririz, başka ilçelere de bunu aktarabiliriz. Yani, bunları birlikte düşünür-taşınırız, vazgeçeriz birşeylerden. Diyorum ya, ortak akılla bunları hep birlikte üretiriz. Ben birbirimizi anlayacağımıza da inanıyorum. Yani, böyle konuşa konuşa anlayacağımıza da inanıyorum.
Buyurun Aydın Bey.
AYDIN YAŞA (Muhsin Ertuğrul Mahallesi Muhtarı) - Teşekkür ediyorum.
İlk önce şöyle bir şeyle başlamak istiyorum: Eğer, ortada 100 tane yanlış varsa, 100 tane sorun varsa, bunların eğer 60'ında ortak karar alınabiliyorsa, kimler ne şekilde alıyorsa, o 60'la birlikte hareket etmekte fayda vardır. Kalan 40'ı bize özel olur. Bunu da başka platformlarda tartışır veya onun çözümünü başka yerlerde ararız.
Şimdi yerinden yönetim; biz yerinden yönetici olduğumuzu söylüyoruz her yerde. Eğer yerinden yönetimde belirli bir sorun ve çözümsüzlük varsa ortada, bizim gerçekten sivil toplum örgütleri ile birlikte hareket etmemiz gerekir. Burada sivil toplum örgütlerini kırıp dökmektense, bunları kazanmak, onları yanımıza çekmek... Türk Mühendisler Birliği'ni biz çağırıp orada yapabilirdik veyahut da başka bir kuruluşu oraya çağırıp yapabilirdik, bunlar sorun değil, o çağırmış, bu çağırmış, bu bir başlangıçtır veyahut da ne bileyim, yani bunun devamı da gelebilir, başka sivil toplum örgütleriyle de gelebilir.
Bu yayın işleri aslında toplumda çok çok önem kazanmaya başladı. Burada tabii ki, biz yıllardır düşünüyoruz; muhtarlar, 109 mahalle muhtarı ortak bir bülten hazırlasın, işte her muhtar o köşede belirli sorunları yazsın. Ancak her seferinde yalnız kalıyoruz, birbirimize düşüyoruz, sorunlar yaşıyoruz. Bunlar neden oluyor biliyor musunuz? Çünkü, sadece bizle bu iş gitmiyor. Yani, bu benim kendi kişisel tespitim. Mecbursunuz, arkanıza sivil toplum örgütlerini almaya, -yalnız kusura bakmayın, tenzih ederek söylüyorum, yani sizi methetmek adına söylemiyorum bunu- başka sivil toplum kuruluşlarını arkamıza almadığımız zaman güçsüz oluyoruz. Bu güçsüzlüğümüzü de birileri çok iyi tespit ediyor, çok iyi biliyor. O zaman hemen bizi parçalıyor, bölüyor yine bildiğini okuyor.
Burada bizim güç sahibi olmamız lazım. Bu hangi platformda olursa olsun. Çankaya muhtarlar derneği, yıllardır söylüyoruz, "Dünyaya açılan bir penceredir". Burada, bütün dünya insanlarıyla birlikte yaşıyoruz, bu sorunları birlikte yaşıyoruz ve çözümsüzlükleri de hepimiz beraber görüyoruz. Şimdi, çözümsüzlüğün üstünde durmaktansa, belirli bir gücü kazanmamız gerekiyor. Eğer biz bu gücü kazanmak istiyorsak, bir yerden mutlaka başlamalıyız. İşte sen böylesin, o öyledir, bu böyledir, böyle değil, şöyle değil. Yani, oturur 4 kişiye mi görev verilir? O 4 kişi gelir burada çalışır, 4 kişi gider başka bir sivil toplum kuruluşunda çalışır.
Bunların hepsi ortak bir noktada toplanır, belirli bir merkezde hazırlanır. Yine, bizim -muhtarlar olarak söylüyorum- kendimizin bir kazancı mı olur, bizim bir yaptırımımız mı olur bakılır. Şimdi, muhtar arkadaşlarıma ben soruyorum. Neyi yapabiliyoruz, neyi yapabiliyoruz? Hangi kuruluştan bize gittiğimizde "hoş geldin" filan deyip de boynumuza atlıyorlar? Bizi gördüklerinde kutuda yılanı görmüş gibi oluyorlar. Şimdi, bu niye öyle oluyor? Çünkü, onlar biliyor ki, biz gerçekten birebir belki çok iyiyiz, çok iyiyiz. Yani, hiç kimseye ben kötü diyemem, ama yani bu gücü neden birleştiremiyoruz, niye biz bu kadar aciziz, niye biz hep gelip gelip belirli bir yere tıkanıyoruz? Yani, sizin kendinize göre doğrularınız bana göre yanlış olabilir. Neden buna saygı duymuyorsunuz?
O zaman ne oluyor, biliyor musunuz; "Biz parçalanıyoruz, biz dağılıyoruz". Şimdi, pratikte muhtar, teknikte mühendislik yerel yönetimin işte toplum alanları dediğimiz yerlerde zaten zorunludur. İşte arkadaşımız bu işin içinde. O zaman biz kendimizi mühendislerden, mimarlardan ayrı düşünmememiz lazım. Çünkü, bir gecede sokağımızın adı değişiyor, şekli değişiyor, haberimiz olmuyor. O zaman bu insanlara ihtiyacımız var, gerçekten var. Beraber çalışmakta, yani bülten çıkarsak da, çıkarmasak da sorun değil, bizim beraberce, hatta ayda bir, bir araya gelip fikir alışverişinde bulunmamız gerekiyor. Belediyede arkadaşımız, bize kesinlikle yapılan işleri daha önceden haberdar etse, gidip de en azından müdahale etme şansımız olabilir. İnsanların oraya itiraz etme hakkı olur, ama 1 günde sokağımız cadde oluyor, 1 günde sokağımızın her tarafı değişiyor, biz itiraz ediyoruz, adam bizi nerdeyse kovmaktan beter ediyor.
Bunların hepsini biz yaşıyoruz, yaşadığımız için de sivil toplum örgütlerinin tamamına ihtiyacımız var. Tabii ki, en önce bizim muhtarlara ihtiyacımız var. Gerçekten muhtarlara ihtiyacımız var, en az bileni de, en çok bileni de benim nazarımda aynıdır. Çünkü, muhtar seçilmiş bir insandır, o insan kesinlikle gücünü birleştirmek zorundadır. Aksi halde, biz böyle 3-5 kişiyle hiçbir yere gidemeyiz. Elimizden yetkilerimiz alınır, sorumsuzlukların içinde, çözümsüzlüklerin içinde böyle kaybolur gideriz. Sadece, işte neydi? Muhtardı olur.
Teşekkür ediyorum.
BÜLENT GÜRSOY- Biz Teşekkür Ediyoruz Aydın Beye.
Buyurun.
UFUK KABLAN (Anıttepe Mahallesi Muhtarı) - Ben 6-7 sene öncesine dönmek istiyorum. Ben muhtarlık anlamında birçok mücadeleler vermeye çalıştım, ama bir şekilde bunlar yerine getirilmedi. Önce muhtarlıktan başlamak istiyorum; çünkü bu çıkarılacak olan bülten, bir şekilde bizim sorunlarımızı da yansıtacaktır mutlaka. 6-7 sene önce bir Emniyet Müdürümüzle yaptığımız toplantıda -Çağdaş Sanatlar Merkezinde yapılıyordu- hiç alakası olmadığı halde orada bir elektrik yakaladım ve şunu söyledim: Bilgisayar programından bahsettim. Yani, bunları ben madde madde söylemiyorum, ama yani bunlardan ne tür sorunlarımız olduğunu, en azından anlayabiliriz.
Emniyet müdürüne bilgisayar programından bahsediyorsunuz, atıyorum belediye başkanına başka türlü sorunlar anlatıyorsunuz ve ondan sonra buraya çıkıyoruz diyoruz ki, yani ben Mühendisler Birliği Derneğinden ne alabilirim? Yani, bu aslında bana biraz ters geliyor. Çünkü, bu bizim sorunumuz oldukça mahalleye de yansıyacak olan bir sorun. Burada bilgisayar programını bahsettiğim zaman atıyorum 1 sene sonra, başka bir toplantıda, demek öyle bir gözünde canlandırmış ki, Sayın Emniyet Müdürümüz senin bıyığın şöyle değil miydi diye, beni tanıdı. Tanımış olmasını bir şekilde ifade etti, ama o soruna çözüm bulamadık, yani sonuçta burada söylemeye çalıştığım şu; bizim ufak tefek de olsa ya da çok büyük sorunlarımız da olsa bunların üstüne gidemiyoruz.
Derneğimiz var tabii ki, Çankaya İlçesi Muhtarlar Derneğimiz var ve toplantı yapıyor, bir araya gelemiyoruz; panel düzenliyor, bir araya gelemiyoruz. Yani, önce kendi aramızda birleşmeyi sağlayamıyoruz. Ben bu derneğe yönetici olarak da aday oldum, bazılarını da destekledim. Sadece muhalif olmak adına değil, yani benim o 6-7 sene önce o sorunu söylediğimdeki amaç buydu, bazı sorunları çözebilmek adına, bir iş yapabilmek adınaydı. Ben faşist de oldum, PKK'lı da oldum, yani bunlar çok ayrı şeyler, ama sonuçta biz eğer bir mahallenin yöneticiliğini, muhtarlığını yapıyor isek, mahalledeki insanlarla da yakın çalışmalar içinde olduğumuzu herkes, bütün muhtarlar ve muhtarlarla ilişkide olan kişiler biliyor.
Biz bunları, gidiyoruz söylüyoruz yetkililere, adam geliyor mesela diyor ki: Benim apartmanınım kaloriferi yanmıyor ne yapacağım? Buna bile akıl almaya geliyorlar. Ben işte eşimden ayrıyım ama nasıl bir yol çizmem gerekiyor gibi, yani ailevi sorunlara kadar. Ben artık şöyle görüyorum kendimi. Ben, o mahallenin bir ferdiyim; Ayda Yaşar'ın ailesindenim, Taner Hocamın ailesindenim, Başkanımın ailesindenim. Çünkü, insanlar bize bir öyle yakın geliyor ki... Tabii herkesin gelmesi mümkün değil, ama bu çoğunlukta böyle oluyor, akıl almaya bize geliyorlar. Yani, bu anlamda muhtarlığın kıymetini aslında çok fazla bilemiyoruz, yani birleşmeyi bilmiyoruz, birleşirsek işte çok ses getireceğimizi bilemiyoruz. Meclis üyeliği yapmış eski muhtarımız var, Barış Cömert, yani, o bu işin içinden gelme, bir şekilde bize katkılarını mutlaka sundu. Ben onu her zaman için, zaman zaman söylüyorum; fakat burada Yerel Akıl bülteni diyoruz. Bülten çıkacak ben bülten çıkarıyordum, ancak 5 sayı çıkarabildim. Okuma özürlüyüz, yani bunu kendi mahallem için de söylüyorum, okuma özürlüyüz, yani okuyamıyoruz.
Pankart asmışım belediyeye ben teşekkür ediyorum, teşekkürümü mahalle adına ediyorum. Niye? Kaldırımı yaptığı için ediyorum. Vatandaş bana diyor ki, "muhtar pankart asmışın ama yapmadıkları var, niye söylemiyorsun?" Bülteni soktum artık gözüne, biraz kaba tarif olacak, ama sen en son bülteni okumamışsın. Halbuki ve o zaman da tek tek apartman kapılarına ve posta kutularına ben dağıtıyorum. Okumamışsın diyorum, al oku diyorum, orada o zaman başkan yardımcılarından birisine verip veriştiriyorum.
Yani benim belediyemde olsa, ben bunu zaten yapmışım; çünkü, gazeteciliği, bültenciliği ya da bir yayın organını yürütüyorsan eğer, bazı yerlerde tarafsız bakmak durumunda kalıyorsunuz. Yani, bunu ben yapmaya çalıştım beceremedim. Biraz maddi sıkıntı, biraz manevi desteğin olmamasından dolayı ben bunu beceremedim. Muzaffer Ağabeyim diyor ki, "Ya beni alın görevden", arkadaş, istifa edersin olur biter. Eğer, muhtarlığa bir şey veremiyorsan, ya da sen muhtarlıktan bir şey alamıyorsan istifa edersin olur biter. Yani, artık kendimizi eleştirmeyi bırakalım, dışarıya açılmaya başlayalım. Yani, dışarıya derken bu sivil toplum örgütleri olur. Belediye bile çalışırken, sivil toplum örgütlerinden destek alır. Sivil toplum örgütü bile, diğer başka bir sivil toplum örgütünden destek alır ve ondan sonra ne olur; bir yerlere getirmeye çalışır bunu.
Ben burada katılımın az olacağını hiç düşünmüyordum. Yani, sadece Çankaya'yı çağırdıysanız çok az bir katılım bence, ben de biraz geç geldim ama önce TÜRK-İŞ'le HAR-BİŞ'i karıştırmışım oraya gittim, ondan sonra buraya geldim filan. Yani, burada söylemeye çalıştığım: Eğer, bu bültenin farklı amaçları yok ise, aklımda bir soru işareti daha var, onu sormadan edemeyeceğim, dünden beri çünkü bunu düşünüyorum. Niye muhtar? Yani, niye muhtarlık, yani mahalle ile ilgili belediyeyle herhangi bir şekilde temasa geçemediniz mi? ve yakın süreçte bir yerel seçim var bunun da tabii ki sonunda belediye başkanı da seçilecek. Böyle bir destek almaya mı çalışıyorsunuz? Hani, siz demiştiniz ya Bülent Bey "ön yargı", ön yargı değil direk soruyorum sorumu. Yani, böyle bir çalışmanız mı var, muhtara ne verebiliyorsunuz, bu bültende söylendiği gibi sorulduğu gibi nelere değinilecek? Muhtarın sorunu mu olacak, mahallenin sorunu mu olacak, ya da daha böyle hani dışarıya açılım mı olacak? Yani, atıyorum bir belediyeye, büyükşehir Çankaya yani ilçe belediyesine herhangi bir şekilde bu yazılarla bir şekilde baskı uygulayabilecek miyiz, atıyorum o toplantılara katılma şansımız olacak mı, toplantılarda söz hakkımız olacak mı? Yani, katılma hakkımız var ama şu anda söz hakkımız yok, oy hakkımız yok. Bunları alabilecek miyiz? Söylemeye çalıştıklarım bunlardan ibaret, teşekkür ediyorum.
BÜLENT GÜRSOY- Evet, Teşekkür ediyoruz Ufuk Beye.
Şimdi, "neden muhtar?" sorusuyla başlayayım. Sonra öbür sorunuza da yine, cevap verelim. Yanıt şu: "Bir yerden başlamak lazım" diye, en doğru nokta "muhtar". Yani, demin de konuşmalarımız içinde bahsetmiştik, halka en yakın yerel yönetici muhtar. Bir kere oradan başlamak lazım diye düşünüyoruz, aksini düşünüyorsanız o fikirlerinizi de yine paylaşalım ama daha sonraki aşamalar için yine, birlikte karar vereceğiz. Bizim düşündüğümüz başka şeyler de oldu.
Örneğin; Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü'nün yerel yönetimlerle ilgili çok ciddi çalışmaları var. Orada ciddi arkadaşlarımız var bilgi üreten, onları katalım istiyoruz bir süre sonra, yine birlikte karar alalım ve gerekirse ki gerekiyor diye düşünüyorum; Çayyolu Platformunu, Kavaklıderem Derneği'ni, Ankaram Platformunu ve yerel bazda doğru işler yapmaya çalışan benzeri oluşumları katalım istiyoruz. Hani, seveni vardır, sevmeyeni vardır bizim hiç onlarla ilgili bir ön yargımız yok, ama bir şeyler ürettiklerini düşünüyoruz. Birlikte kara veririz, o tür dernekleri katarız. İşte, Ülke Politikaları Vakfı diye bir başka vakıf var, çok ciddi yerel bilgiler üretiyor. Zekeriya Temizel'dir Başkanı da. Onlardan bilgi alabiliriz.
Şimdi, Zekeriya Temizel demişken de şunu söyleyeyim; Gerek muhtarlarımızın içerisinde gerek bizim derneğimizin yönetiminde ve üyeleri arasında her türlü partiden insan vardır. Yani, daha çok belki sosyal demokrat ağırlıklı, demokrat ağırlıklı ama her partiden insan vardır. Öyle bir ayrım içinde de değiliz, bu ayrıma da girmenin gereği yok. Buradan da yola çıkarak, şunu söyleyelim; bir arkadaşımız yine, -Aydın Bey dedi sanırım- "yerel katılım mı olacak, işte yerel bilgi mi üretilecek, nasıl edilecek, nasıl gidilecek?" İlk başta anlatmaya çalıştım: Birincisi, halkın sorununu ilk bilen muhtar, sorunları tespit etmek için en doğru insan muhtar. İkincisi, en doğru çözüm önerisi muhtardan gelir, eğer yanlış varsa, yani muhtarın kendi mahallesi özelinde çözüm sandığı, bütün mahallelerde çözüm değilse, bunun ayarını da yine, oluşturacağımız o üst yapı diğer demin saydığımız örgütlenmelerden, vakıflardan ya da bilgi üreten enstitülerden gelen şeylerle herkese uygun, akılcı çözümler haline getirmeli diye düşünüyoruz. Bütün bunlar gelmeli gitmeli bültende yayınlanmalı. Halka geri dönmeli, şimdi, burada da bitmiyor.
Bu noktada öbür sorununuza geçiyor; yerel yönetimlere, iktidara, şuna-buna baskı olabilir mi? Noktasına geliyor. Bu sorunlar, çözümler, bilgiler bir araya getirildiğinde demin söyledim: Ortak eylem karaları alıp, bunu baskı haline dönüştürebiliriz. Nerede dönüştürürüz? İşte, belli boyutlarda Özel İdare'de, belli boyutlarda Kaymakamlık'ta, belli boyutlarda İlçe Belediyesi'nde.
Çankaya özelinde çok açık sorular sordunuz. Çankaya Belediye Başkanlığı nezdinde, ama bu şöyle değil; yani, bizim ne Çankaya Belediye Başkanı'yla, ne başka bir belediye başkanıyla bire bir, öyle alıp-veremediğimiz filan yok, böyle bir durum yok. Bilgiyi üretiriz, akıllıca doğruyu önlerine koyarız, yapmıyorlarsa niye yapmıyorsun diye baskıyı da hep birlikte uygularız, bu bazda. Bu hareketin sonunda yerel yönetimler yaklaşıyor, acaba biri bir şey mi yapmaya çalışıyor? gibi sorular ister-istemez ortaya çıkıyor, o da herhalde aklınıza geliyor, değil mi? Belediye başkan adayı mı olur birisi, ne bileyim belediye meclis üyeliğine mi aday olur, eder. Şimdi ben Barış Beyi biliyorum geçen dönem belediye meclis üyesiydi. Bu dönem yine aday olabilir.
Örneğin; içinizden başka bir arkadaşımız aday olabilir, yani bizce hiçbir sakıncası yok, bence hiçbir arkadaşımızca da sakıncası yok. Keşke, aday olabilen arkadaşlar, o donanımla, o bilgiyle, o birikimle aday olsunlar bizi temsilen Çankaya Belediye Meclisinde görev yapan arkadaşlar da bu donanımla olsunlar. Ben mevcut arkadaşları, herhangi bir şekilde ima ederek bir şey söylemeye çalışmıyorum, ama olması gerekeni söylüyorum. Bu donanımla olsunlar, bunda da bir yanlış görmüyorum. Her arkadaşımın, siyaseten, her Türk vatandaşının bir yerlere aday olma hakkı vardır, olur, yapar ama bizim hep derdimiz: "Doğru adamlar olsun", doğru bilgilerle donanmış, geldiğinde doğru işler yapacak adamlar olsun.
Bizim böyle bir hedefimiz var mı? Bizim, o zaman şöyle bir hedefimiz de olabilirdi. Demin söyledim, "Küreselleşme Teknoloji ve Ulusal Strateji" diye bir çalışma yaptık, bilgi ürettik Türkiye çapında, 85 bin tane bastık, Cumhuriyet gazetesi ekinde 78 bin tane dağıttıktık. "Başbakanlığa mı adayız acaba ?" diye düşünülebilir. Her şey düşünülebilir. Biz bilgi üretmeye çalışıyoruz. Bu üretilen bilgilerden yola çıkarak, yapılan çalışmalardan yola çıkarak, zaman içerisinde, belki bazı arkadaşlarımız millet vekili adayı olur, kimisi belediye başkanı adayı olur, kimisi belediye meclisine aday olur, ben bir sakınca görmüyorum, ama ben bugün, birisi bir yere aday mı?: Bilemem. Biz aday mıyız? değiliz, ama diyorum, bu çalışma bizi 3 sene sonra, 5 sene sonra belki bir sonraki yerel seçimlerde, bir yere mi götürür? Götürsün. Aday olacaksa arkadaşlarımız da bizi temsil etsin, ben memnun olurum. Yani, onu böyle açıklayayım daha öte bir şey de diyemiyorum. Açıklamalarım yeteri mi? Uygun mu? bilmiyorum, söylediğim şeyler tatmin eti mi?, Sorunuzu karşıladı mı? Bilemiyorum. Ama Ufuk Bey şunu belirteyim ki, bu soru doğru bir soru, yani herkesin kafasının rahatlaması gerekiyor.
................
Hayır, hayır çok doğru soru, yani ben niye sordunuz demiyorum. Tatmin oldunuz mu, yani bu sorudan, yanıttan? Yani, hâlâ soru varsa devam edelim konuşmaya bu konuları diye söylüyorum.
Evet, başka ? Barış Bey, siz de bir konuşun bakalım. Hem deneyimli bir meclis üyesi olarak, hem de muhtar olarak, gerçi Hediye Hanım muhtar ama şu anda, Hediye Hanım da konuşur. Çankaya Muhtarlar Derneği Başkanı ve Harbiye Mahallesi Muhtarı Özgür Beyi de kürsüye alalım.
Özgür Bey demin en son dediği için söz vermedim. Demin, "en son ben konuşmak istiyorum" dedi, o yüzden bekliyorum. Muhtarlarımızın konuşmaları bir bitsin, son olarak hem de dernek adına değerlendirme yapar.
Buyurun.
ALİ RIZA ÇETECİOĞLU (Bahçelievler Mahallesi Muhtarı) - Merhabalar. Öncelikle tabii böyle bir toplantı düzenleyip de bizi davet ettiğiniz için çok teşekkür ediyorum.
Tabii şimdi, her mahallenin sorunu, bir mahallede olan sorun, diğer mahalle için sorun olmayabiliyor. Yani, ben mesela, hiç bir şeyi eleştirmek adına söylemiyorum. Geçmiş 2-3 ay önce yaşadığımız bir sorunu iletmek istiyorum burada: Bir sabah kalktığımızda cadde ve sokaklarımızın bir anda değiştirildiğini gördük, şaşırdık yani, şaşırdık. Telefonlar yağdı vatandaştan, işte muhtar bey sokağımızın ismi değişmiş, siz niye müdahale etmiyorsunuz gibi, bir baktım benim sokağımın ismi de değişmiş. Ne yapabiliriz, niye değiştirmişler filan gibi bir takım araştırmalarda bulunduk. İşte, bize gönderilen Büyükşehir Belediyesi!nin bir yazısı vardı, 5460 sayılı sanıyorum maddenin, 14'ncü maddesi, orada şöyle bir fıkra var: Diyor ki, "aynı belediye sınırları içinde, aynı cadde isim ve sokak küme isminde bir ikincisi olamaz." Bir baktık, değiştirilen sokaklarımı gezdim, bununla tamamen ilgisi olmayan bir durumla karşılaştım.
Ben hukukçu değilim, yani aslında hukukçu olmayan bir insan bile, bunun yasalara aykırı olduğunu anlayabilir. Telefon ettik, Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nı aradım, en ufak bir cevap vermediler ve sessizce devam ediyor bu durum. Bunun üzerine çeşitli basın-yayın organlarına müracaatlarda bulundum, işte Hürriyet'in Ankara sayfasında yoğun bir şekilde çıktı. Mahallede insanlarla, oturanlarla bir araya geldik, bu konuya destek verdiler. Çankaya Belediyesi bu konuda bizi destekledi. Pankartlar hazırlamamıza yardımcı oldu, kendilerine burada teşekkür ediyorum. Bunun yasaya aykırı olduğunu o zaman, işte milletvekili adayımız vardı, Levent Gök, ona haber verdim, kendisi hukukçu olduğu için. Geldi, "gerekçeleriniz nedir?" diye sordu. Tabii konuyu bilmiyordu, kendisine durumu izah ettim ve gitti yerel mahkemeye dava açtı ve yürütmeyi durdurma kararı aldı mahkeme 2 gün içinde.
Yasalara kesinlikle aykırıydı, çünkü aynı isimden olamaz dediği halde mahallemdeki sokakları almış, kendi içinde iskambil kağıdı gibi karıştırmış, yine kendi mahallemin içine koymuş. Oysa diyor ki; 1den fazla olamaz diyor ve aynı sokağımı yine benim mahallemde kullanmış. Tabii başka mahallelerde de bunu yapmış, ama sanıyorum orada bu sorunlar yaşanmıyor, bilemiyorum tabii onları, ben kendi mahallem adına konuşabilirim. Yerel mahkemeye itirazda bulundular ve itirazları reddedildi. Şu anda, yaklaşık 5-6, daha sonra işte, bu şikayetlerimiz devam etti. 30 gün içinde değiştirmeleri gerekiyordu ve geldiler sokaklarımızın, caddelerimizin ismini Emek mahallesi, yukarı Bahçelievler mahallesindeki eski isimlerini getirdiler, tabelaları koydular.
Şimdi de, şöyle bir yasa, yani yasa demeyeyim de, şöyle bir sorun yaşıyor vatandaşlar; belki, sizin derneğinizle de ilgili olabilir. Şimdi, mimarlar projelerini çiziyorlar, müteahhitlere veriyorlar ev yaptıracaklar orada, binaları yıkıyorlar, numarataj bölümüne gidiyorlar, numarataj vermiyor belediye. Niye vermiyorsunuz? İşte, yukardan emir bekliyor. Yasalar ortada. Yani, "biz 5 inci sokağı 53 üncü sokak yapmıştık, ama mahkeme tekrar 5'nci sokak yaptı. Efendim bizde diyor, 53. sokak. Yani, siz yasanın üstünde olmazsınız ki, şu anda müteahhitler de zor durumda numarataj vermedikleri için, tabii evi yıkmışlar, buradaki insanlara taahhütlerde bulunmuşlar, biz sizi kiraya çıkaracağız, biz kiralarınızı da karşılayacağız 1 sene içinde binalarınızı teslim edeceğiz diye. İnsanları kiralara çıkarmışlar, kiralarını ödüyorlar ve numaratjı alamadığı için inşaatlara da başlayamıyorlar. Böyle bir keyfilik hüküm sürüyor, yasa ortada, kanun ortada mahkemenin verdiği karar ortada buna rağmen, bir türlü bu şey yapılamıyor. Bu sorun aşılamadı. Tabii, bu başka mahallelerde sorun olmadı sanıyorum, yani bir tek bizim orada yaşandı. Çünkü, hukuk'a aykırıydı, biz de buna karşı bir mücadele verdik. Böyle bir takım sorunlar var.
Mesela; siz yani şuraya getireceğim, hani yerel ortak akıl diyoruz, ama şimdi benim mahallemde olan bir sorun, bir başka mahalle için sorun olmayabiliyor. Yani, bunu nasıl çözeceğiz? Bu yönde ortak sorunlar var, ama yerlerde de tabii olmayabiliyor. Bu konuların nasıl üstlerine geleceğiz? Teşekkür ediyorum bana söz verdiğiniz için.
BÜLENT GÜRSOY- Peki, biz teşekkür ediyoruz. Bir kere, öncelikle çok somut, böyle mimarlarla, muhtarlar arasında ilişki kurduğunuz için de, teşekkür ediyoruz. O sorunumuzu çözün diye size gelebilirler mimar arkadaşlarımız, ama ben başka bir noktadan daha yine yaklaşayım, bizim "meslek odaları"nda da görevlerimiz var.
Mesela; benim inşaat mühendisleri odası yönetiminde görevim oldu. Bizim odalarda da görevlerimiz olduğu için, odalarımızı harekete geçirebiliriz. Diyebiliriz ki, arkadaşlar; böyle bir sorun var, mimarlar odasını harekete geçiririz, üstünde baskı kurarız, var bu tür imkanlarımız. Yani onu, belki Barış Bey biraz daha biliyor, bizim çalışmalarımızı. O nedenle daha iyi anlayabilir. O odaları da harekete geçirme imkanımız var. Oraya yansıtabiliriz, sonuç alır mıyız Melih Gökçek'ten? Çok kolay değil. Ne kanun dinliyor, ne bir şey dinliyor, ama o mücadele verilir. En azından biz o konuda ses çıkarırız. Bunu başarabiliriz diye düşünüyorum. Şeye gelince de hani, "muhtarlıkların farklı sorunları var". Tabii ki, her muhtarlığın farklı sorunları var. Birincisi, ortak sorunlar üzerinde, o ortak çözümleri üretip oradan sonuç almaya çalışmak, ikincisi, mahallenizin sorununu da buralara yansıtmak. Çünkü her mahalle muhtarının kendi sorununu yansıtmasını istiyoruz. Yansıtmalı, ona dair de, o ufak bile olsa, ya da büyüktür kimi mahalle için, kimi için küçüktür. O soruna bile nasıl çözüm bulabiliriz diye, bir başka muhtar arkadaşımız ya da bizden bir çözümle gelinebilir, arkadaşımızın çözümü budur, böyle yaparsak hal olur deriz, olur. Sihirli değnek gibi olur bazen, o kadar da basit olur, yani yeter ki, o ilişki anını doğru bulalım, o iletişim ağını doğru kuralım olur, yani çözümler bulunur.
Barış Bey bakın, sizi işaret ediyor Özgür bey karşıdan... Barış Bey... evet çok iyi çalışmalarda da bulundu geçmişte de...
BARIŞ CÖMERT (Çankaya Muhtarlar Derneği Kurucu Üyesi ve Eski Başkanı)- habalar. Çankaya Muhtarlar Derneği'nin Kurucu Üyesi ve Başkanlığını yapmış bir arkadaşınızım. Sizlerle bir arada olmaktan mutluluk duyuyorum. Bülent Beyler ve Türk Mühendisler Birliği Derneği'nin böyle bir çalışmaya el atmış olması, ilgi göstermesi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, muhtarlıkların haklarının, yasal sorunlarının ve diğer kurumlarla olan ilişkilerinin geliştirmesi açısından önemli bir katkısı olabilir diye düşünüyorum; ancak, o konuya girmeden önce, ben başka bir konuyla ilgili 1-2 dipnot vermek istiyorum.
Tabii ki, muhtarlar derneğiyle çalışmanın çok ciddi bir yararı olacaktır. Sonuç itibarı ile Çankaya'da bir dernek vardır. Ancak "güçlendirilmiş bir dernek güçlü bir üyeyi" yaratabilir. Demokrasilerde muhtarlıklar ya da muhtarlar dernekleri de olsa herhangi bir dernek kurumu da olsa, adaylıklar olacaktır, listeler olacaktır, çekişmeler olacaktır, ancak o sadece seçime kadar olmalıdır. Biz sürecimizde bunları böyle yapmaya çalıştık. Burada o dönemden olan arkadaşlarımız da var, adaylıkları oldu, aday oldu karşı karşıya adaylıklarımız oldu, ancak sonraki toplantılarda 70-80-90 muhtarla toplantı yapıyorduk. Çünkü, her muhtarın derneğine sahip çıkması gerekir, hangi yönetim gelirse gelsin, yönetimi kaybetmiş olsun, kazanmış olsun. O derneğe katkıda bulunması gerekir. Güçlendirdiği muhtarlar derneğinin güçlü bir muhtarı yarattığı imajı ortaya çıkar. Zayıf bir muhtarlar derneğinin üyesi olmanın Çankaya değil de, başka bir yerde de, hiçbir yerde nazarı dikkate alınacağı bir tarafı olmaz, kimsenin değer vermesi söz konusu olmaz.
Derneğinize hep beraber sahip çıkmanızı sizden rica ediyorum. Bu çok önemli bir şey, yani milletvekili adaylarıyla, ya da bir kurumla toplantı yaptığınızda 20 muhtar gittiğinde, gitmeyen muhtar ona sevinemez. Orada, o dernek başarısız gibi gözüküyorsa, dışarıda gitmeyen muhtar başarılı olamaz, önemli bir mesafe kat etmiş olamaz. Tam tersine kendisi de yara almış olur. Yarışlarınızı yapınız, adaylıklarınızı sürdürün, demokrasinin gereğini yapın, ancak seçim bittikten sonra kol kola girin. Hep beraber güçlü bir dernek imajı yaratın, Çankaya Belediyesi'ne karşı da, Büyükşehir Belediyesi'ne karşı da, Kaymakamlığa karşı da, Başbakanlık'a karşı da, yani tüm kurumlara karşı gücünüzü ortaya koyun ki, gittiğinizde saygınlığınız olsun, gittiğinizde talepleriniz yerine gelsin. Bunlar olmadığı sürece de çok ciddi sıkıntılarla hep karşı karşıya gideceğiz ve belki de dağılacak, belki de olumsuzluklar oluşacak. Bunun kimseye bir yararı olmaz. Bunu uzun süreden beri izliyorum, yani epeydir izliyorum bunu. Bir dernek kurucusu olarak, belki hassasiyetini dile getirmenin haklı bir yanı olabilir. Bu konuya girdiğim için, beni mazur görün, ancak bunu bir gereklilik olarak algıladım.
Muhtarlar, tabii ki, yerel yönetimler bazında en uç noktada, en etkili ve doğrudan seçilen ve hatta belediye başkanlarıyla meslektaş konumunda değerlendirilmesi gereken seçilmiş kişilerdir. Her belediye başkanının, muhtarı meslektaşı olarak görmesi lazım. Dışında değil, öteki kişi değil, doğrudan meslektaşı. Yani, Çankaya'da eğer bir belediye başkanı, bu büyükşehir olsun, ilçe belediyeleri olsun, başarılı olmak istiyorsa, örneğin Çankaya'yı söyleyeyim, 109 tane arkadaşı var, 109 mahallede temsilcisi var, yaralanabilirseniz çok mesafe katedersiniz, yaralanamazsanız hiçbir yere de varamazsınız. Yerel yönetimlerde bunu dikkate almayan, bunu önemsemeyenler, özellikle yerel yöneticiler, başarılı olma şansına sahip değillerdir. Bunun mutlaka iyi vurgulanması ve iyi irdelenmesi lazım.
Burada, ben inanıyorum ki, Türk Mühendisleri Birliği Derneği değil, başka bir yerel yönetim bülteni de kapınızı çalsa, sizin mahallenizin sorununu, sizin sorununuzu, muhtarlık sorununu, yerel yönetimlerle ilgili sorunları mutlaka anlatacaksınız. Yani, kendi mahallenizde anlatacaksınız, muhtarlıklarla ilgili sorunlarınızı anlatacaksınız, yasal sorularınızı anlatacaksınız, belediye ile ilişkilerinizi anlatacaksınız. Türk Mühendisler Birliği bu konuda bir hassasiyet göstermiş, bir dergi çıkartmaya, bir bülten çıkartmaya çaba sarf ediyor, ancak öncelikle Çankaya'da ve Çankaya muhtarlarından başlanmış olmasını da anlamlı buluyorum ve bu anlamda da kendilerine teşekkür ediyorum. Bunun başarıya ulaşacağına inanıyorum, çünkü biz biliyoruz ki, muhtarlarımızın ciddi sorunları var, yasal sorunları var, hukuksal sorunları var, yerel yönetim sorunları var, çevreyle ilgili sorunları var, kültürel sorunları var, yani mahalleler Çankaya da olsa, yapılanmasını, yapılaşmasını tamamlıya bitirmiş değil, henüz eksiği olan birçok mahallemiz var.
Belki, taşradaki mahallelerden, taşradaki köylerden daha geri konumda olan mahallelerimiz var. Bunların irdelenmesi, çalışmalarının yapılması, kamuoyuna yansıtılması, takipçisinin olunabilmesi için, mutlaka bir yayın mekanizması, yayın aracının olmasında yarar vardır. Bu anlamda katkılarımızı, katkılarınızı, koyacağınıza ben inanıyorum.
Biraz önce, arkadaşımızın bir tanesinin bir vurgusu oldu belediye yönetimleri, özellikle yerel yönetimler: Halkın oyuna sadece seçimden seçime başvurmamalıdırlar. Yerel yöneticiler; o yörede, o bölgede yapacakları lokal bir takım karaları alırken de, o yörenin insanlarının, o bölgenin faydalanacak insanlarının görüşlerin mutlaka almalıdırlar, alınmasının da yaraları vardır. Bu konuda belki Ufuk Bey yakın bir muhtarımız olduğu için hatırlayabilir. Hacı Bey burada değil, Hacı Bey olsaydı çok da iyi anımsayacaktı. Ben belediye meclisindeyken bir proje geliştirmeye çalıştım, o da bir parkla ilgiliydi, park isimlendirmesiyle ilgiliydi. Çünkü, ben muhtarlık yaptığım süre içerisinde, ilgili belediye yönetimiyle böyle bir sıkıntım olmuştu, ben mahallemde yapılan parkın ismini, mahalle halkımın vermesi gerektiğini önermiştim.
Dedim ki; siz buraya gelmeyeceksiniz, burada oturmayacaksınız, buradan yararlanmayacaksınız yasal yetkileriniz vardır. Buna itirazım yok, ancak bu insanlar da burada, bu parktan yaralanacağına göre bu parkın ismini, bu parkın kullanıcıları tarafından verilmesi gerektiğini düşünüyorum demiştim. Daha sonra, meclis üyesi olduğumda bu projemi Maltepe'deki Hacı Öktem Beyin de muhtarlığı döneminde uygulama alanı buldu. 2 tane park daha gerçekleştirmeye çalıştım ve komisyon başkanıydım o dönem ve orada ciddi bir çalışma yaptık 2 tane parkımız vardı, o parkta referandum yaptık.
Yani, dedik ki oradaki mahalle sakinlerine, Maltepe mahalle sakinlerine, "bu parka isim vereceğiz". Bizim önerilerimiz var, sizin de önerileriniz olacak, açık seçenekler de bıraktık. Orada bir oylama, bir referandum tarihi belirledik, vatandaşa bilgilendirme yaptık, vatandaşı davet ettik, onun sonucunda bir Pazar günü oraya 2 tane sandık kurduk. 1 tanesi, çocuk parkı olduğu için, biri de yetişkinler parkı olduğu için. Çocuk parkının oylamasında 18 yaşına kadar olan kişilerin oy kullanmasını sağladık, yetişkinlerin de diğer park için kullanmasını sağladık ve o gün 2000'e yakın insan geldi oy kullandı, biliyor musunuz? 2000 tane Maltepe yöresinde oturan vatandaş geldi, oy kullandı. Oyların tasnifi yapıldı, çünkü o mahalleden de heyetler seçildi. Muhtarımızı 3 kez belediye meclisinde komisyon toplantısına davet ettik, biz muhtarlıkta da toplantılarımızı yaptık. Oradan, mahalleden muhtarımızın seçtiği 2-3 kişi, esnafımız, eğitmenimiz olan baka kişilerden oluşan bir sandık kurulu oluşturduk, onun sonucunda tasnifini oluşturduk. Çıkan, en çok oyu almış ismi getirip komisyon kararıyla belediye meclisine sunduk ve belediye meclisinde onaylatarak, tabelasını götürdük, astık oraya. Yani, yerel yönetimin güçlendirilmesi için muhtarların yapacakları çok şey vardır. Belediye yönetimlerinde, yerel yöneticilerinin de bakması gereken çok farklı açılar vardır.
Yeter ki, siz: Önünüzü, geleceğinizi insanlarla paylaşarak, ortaklaşarak, beraber karar verme mekanizmaları oluşturarak sağlamaya çalışınız. Bu anlamda da bu bültenin, ben inanıyorum çok önemli yerel projelerin gündeme taşınmasında, bizim varsa projelerimizin oluşturulmasında ya da başka belediyelerde yaşanmış örnek projelerin kendi yöremizde uygulanılması konusunda, ya da daha farklı şehirlerde, ya da ülke dışından bile projeler getirilerek yöremize uyarlanması konusunda gelişmeler sağlanabilir. İlçemiz zenginleştirilebilir bu anlamda. Bu anlamda da tüm arkadaşlarımızın ciddi katkıda bulunabileceklerini umuyorum ve katkıda bulunmanızı da arzu ediyorum. Bu toplantının, bu kadar dar kapsamlı olmasının da, bence bir yararı vardır. Mutlaka bu genişleyerek devam edecektir. Muhtarlarımızın tabii Pazar günü oluşu nedeniyle, herkesin kendine göre, özel bir yaşamı da vardır. Belki zaman itibariyle de, çok uygun bir zaman seçilememiş olabilir. Bu bir umutsuzluk olmamalıdır diye, düşünüyorum. Başarılı çalışmaların olacağını düşünüyorum, hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.
TAMER EGE ( Sokulu Mehmet Paşa Mahallesi Muhtarı) - Efendim, ben; Sokullu Mehmet Paşa Mahallesi Muhtarı Tamer Ege, Bu dönemde, bu referandum döneminde yeni bir parka isim konulacaktı, dilekçe verdim, Metin Altıok benim mahallemde yaşadı ve onu kaybettik Sivas olaylarında. Onun isminin konulması için 2 kez dilekçe verdim ve siz o zaman yönetimdeydiniz. Yani, pardon şeydeydiniz, belediye meclis üyesi olarak çalışıyordunuz ve ondan da esinlenerek, sizin o demin sözünü ettiğiniz parktaki, o halka gitmenizden esinlenerek ben de böyle bir istekte bulundum, ama maalesef, kulakları çınlasın diyeyim, sayın o zamanki belediye başkanımız tarafından hiç değer verilmedi bu düşünceme ve ben ondan sonra artık uğraşmayı bıraktım. Yani, hem gururum İncindi, hem azmim kırıldı ve bundan sonra ne yaparlarsa yapsınlar dedim.
Çünkü; ben Cumhuriyet Halk Partili bir muhtarım, orada olmadığı gibi büyük şehirde zaten hiç mi hiç yerimiz yok. Halen bugün de devam ediyor, benim orada büyük bir alanım var. Belediye başkanı geçen diyor ki, "ben orada spor kompleksi yapacağım." Ama hiç ayrıntıyı da bilmiyoruz, nasıl bir spor kompleksi? Altı spor kompleksi, üstü bina mı olacak, alışveriş merkezleri mi olacak, yoksa halka açık yürüyüş yolları mı olacak, spor malzemeleri mi konulacak? Yani, muhtara ne danışma var, ne bilgi verme var. Geliyor, kazıyor ve sonra bakıyorsunuz, orası öylece kalmış. Ne zaman kazılmış, bilmiyorsunuz.
Yani, biz aslında, bu toplantıyı bana göre; siz değil, sizin derneğiniz değil, bizim derneğimizle birlikte, bizim mekanımızda yapmalıydık, öyle olsaydı daha bir işlevli olurdu diye düşünüyorum.
BÜLENT GÜRSOY- İstediğiniz zaman bunu hemen yapalım, hep birlikte
TAMER EGE- Yine de, evet bir dahaki sefer herhalde öyle olacaktır, teşekkür ediyorum, sağ olun.
BÜLENT GÜRSOY-Biz teşekkür ediyoruz.
Barış CÖMERT- Taner Hanım, tabi benim muhtarlıktan gidişimin yani 10 yıl muhtarlık görevi yaptıktan sonra, belediye meclisi üyesi olmamın oradaki bir farklılığı vardı. Muhtarken yaşadığım sorunları o yönetimde, orada tabii bir kişi olarak; ancak taktir edersiniz ki, 45 kişilik meclisten oluşmakta belediye meclisi.
Bir takım projelerimizi hayata geçirmek için çabalar sarf ettik, o benim size örnek olarak sunduğum projeyi de, hayata geçirmek ve orada bir kez de, örnek de olsa uygulamak çok kolay olmadı, çok büyük uğraşlarım ve çok büyük emeklerimiz oldu, Ancak, benim o projeyi hayata geçirirken "bir tek projede yapalım", "sadece bir parkta bunu yapalım" anlamında değildi.
Benim o zamanki anlatımım, benim o zamanki proje sunuşumun temel nedeni şuydu: "Bundan sonra, bu kurumun bakış açısı bu olmalı." Yani, Çankaya Belediyesi'nde görev yaptığım için, Çankaya Belediyesi olarak konuşuyorum. Çankaya Belediyesi'nin bundan sonra, bu tür yerlerde sokak ismi değişikliği olabilir, park isimleri isimlendirmesi olabilir ya da yapacağınız bir sağlık ocağının ismi olabilir, başka bir şey olabilir o bölgedeki çalışmayla ilgili, o yörenin insanlarıyla bunları konuşup karara bağlama anlamında bir örnek proje olsun diye ben sunmaya çalıştım. Bir projeyi gerçekleştirdik, başarılı da oldu, ancak ona rağmen yani, herkes aynı şeyi düşünmüyor, herkes aynı şekilde bakmıyor. O projenin devamını getirmekte zorlandık, maalesef olmadı. Çünkü, burada sizin bir meclis üyesi olarak tek başınıza bir şey yapmanız yetmiyor, aynı zamanda belediye yönetimlerinin de ve belediye başkan ve yönetiminin de aynı istek ve karlılıkla sizin yanınızda ve arkanızda durması gerekiyor ki, siz projeyi gerçekleştirebilesiniz. Bu bir önek olarak kaldı ve ondan sonra da hiçbir yerde onu yapabilme şansımız olmadığı için, sanıyorum, efendim.
Evet, tabii ki doğru olurdu, doğru olurdu oradaki mantığım şuydu; bizim belediye meclis üyesi olarak ve belediye yönetimi olarak, tabii ki şöyle yasal bir yetkimiz vardı. Halen de belediye başkanı ve belediye meclislerinin yetkileri var. Nedir, istediği parkın ismini belediye meclisine gelmeden komisyona gönderirsiniz, komisyon kararını verir, komisyon meclise sunar, meclis onaylar, iş biter. Bu yetki var, tamam ancak benim iddiam şuydu; ben o parkta hiç oturmayacağım belki, hiç o parktan yararlanmayacağım, belki hiç o parkı gidip görmeyeceğim bir daha. Neden, ben ismini koyayım, niçin orada günübirlik yararlanan, orada anıları olan, orada yaşayan insan o parkta benim de emeğim vardı, bu ismi ben de oylayarak verdim diyemezsin. Bu mantıkla bir proje geliştirdik, ama bu yarım kaldı, devamı gelmedi. Umarım başka arkadaşlarımız, denk düşerler. Bu projeye ve buna benzer birçok projeyi hayata geçirirler ve bunu geleneksel hale getirirler. Bu benim temennimdir efendim.
Teşekkür ediyorum.
BÜLENT GÜRSOY- Barış Beye ve arada söz alan Tamer Hanıma teşekkür ediyoruz, Sonay Hanıma da hoş geldiniz diyoruz. Bazen geç gelmek işe yarıyor, böyle adınızın söylenmesi güzel oluyor.
Ben Barış Beyin dediği "muhtarlarımızın eksik olması, yüksek sayıda bir katılım olmaması falan" gerçekten bizi üzmüyor, gelen arkadaşların fikirleri oldukça değerli. Pazar gününü de seçerken şöyle düşündük: Bütün muhtar arkadaşlarımızın hafta içerisinde gelir elde ettikleri bir çalışma var. Yani, iyi-kötü yaşamlarını sürdürmek üzere. Ona sekte vurmayalım diye düşündük. Hani bir Cumartesi yapsak, ya da başka bir zaman, belki bir yarım gün bile olsa, sekte vururuz diye bir düşüncemiz oldu, ama Aydın Beyin bir önerisi oldu, bundan sonra hafta içi akşam yapalım diye. Belki hani sizlere de uygunsa, bir daha böyle bir şey yapacaksak eğer toplantının sonunda, hafta içi akşam yapma kararı alalım, daha doğru olur. Bizim düşüncemiz bu ve görüyorum ki salondaki hava da bu, o zaman ortak aklı bulacağız hafta içi akşam olmasında mutabık kalık diye not ediyorum. Doğrusu o, bulduk o noktada.
Evet, buyurun.
BEHÇET UYANIK (Aşağı Öveçler Mahallesi Muhtarı) - Hepinize merhabalar diyorum; Öncelikle Türk Mühendisler Birliği Derneği'ne böyle bir toplantı düzenledikleri için teşekkür ediyorum. Aslında ben konuşmak istemiyordum, ama Barış kardeşim buraya çıktı muhtarlarla ilgili bir takım kelimeler, konuşmalar yaptılar mecburen ben de kendimi buraya çıkmak gibi bir durumla karşı karşıya kaldım.
Barış kardeşimiz, daha önce 2 dönem, aynı zamanlarda birlikte muhtarlık yaptığım bir arkadaşımız. Aynı zamanda da bizim Muhtarlar Derneğimizin Başkanlığını yapmış bir arkadaşımız. Barış kardeşim dedi ki, "ben aday olduğumda, birileri de liste çıkardılar benim karşıma, aday oldular." O biri bendim, o birilerinden birisi bendim.
BÜLENT GÜRSOY- Behçet Bey, bir şey rica edebilir miyim? Yani biraz özelleştirmesek diye düşünüyorum.
BEHÇET UYANIK (Aşağı Öveçler Mahallesi Muhtarı) - Ben Barış kardeşime vermek istediğim mesajı teyit amaçlı konuşmak istiyorum. O kişi bendim ve o gün Barış kardeşimle biz demokratik bir yarış yaptık ve Barış kardeşim bayrağı aldı, Çankaya Muhtarlar Derneği Başkanı seçildi, ama ondan sonraki süreçte biz Barış kardeşimizle küsmedik, onu arz etti. Bakın; o zaman, o zamanlar bizim ilişkilerimiz gerçekten çok iyiydi. Barış kardeşim Belediye Meclis Üyesi oldu, yerine eşi Hediye hanım muhtarlığa seçildi ve devam ediyor, yine de halen şu anda ilişkilerimiz son derece iyi olan kardeşlerimiz.
BÜLENT GÜRSOY- Kutluyoruz sizi.
BEHÇET UYANIK- Bu toplantı yapılırken ve bundan önceki toplantılarda da bazı şeyler oldu. Dernek başkanımız, bir panel düzenledi muhtarların sorunlarıyla ilgili ve ben bu toplantıya katıldım ve bu toplantı, ben dahil ki, burada çok büyük konuşmacı ağabeylerimiz, hanımefendiler, beyefendiler var gayet de. Bu toplantıya 17 tane muhtar arkadaşımız katıldı, ben son derece üzüldüm. Bugün, belki hemen hemen bana intikal ettiyse, bütün muhtar arkadaşlarıma da intikal etmiştir bu davet. Yapılan davetin mahiyeti amacı ne olursa olsun, ben davet edildiğim yere mümkün olduğum ölçülerde gitmeyi seven bir insanım. Şimdi, bakıyorum 109 mahallenin hemen hemen 109'una da tebligat yapılmıştır, haber gitmiştir ve şu anda bizim sayımız 15-16 kişi, aslında burada şu anda 100'e yakın muhtar arkadaşımızın olması lazımdı.
Şimdi, "demokrasinin temel direği" diyoruz, ismiyle seçilen, en demokratik kurumları temsil eden insanlarız bizler muhtarlar. Burada 100 arkadaşımızın olması lazımdı, ben bunda bir takım eksiklikler görüyorum. Ne gibi, Barış kardeşimin vermiş olduğu mesajdan ötürü yola çıkarak, şu an biz eğer böyle çalışmalar içerisine girebileceksek, öncelikle 109-110 mahalle muhtarının asgari ölçüde burada, bu tür toplantılarda olması lazım. Bizler bağımsız ve demokratik seçilen kurumları temsil ettiğimiz için, bizim üst birliğimizin çok daha bağımsız ve demokratik olması lazım. Bunu önümüzdeki süreçlerde muhtarlarla birlikte olduğumuz; gerek kongre, gerek kongre sonrası mevcut dernek başkanımızla da bizim ilişkilerimiz son derece iyi, halen kendiyle görüşüyoruz, görüşmek durumundayız, Neticede bizim dernek başkanımız. Ancak, bizim mevcut şu anki yönetimimiz seçilirken 52 tane muhtar arkadaşımız kongreye katılmadı.
Bakın; 109 muhtar içerisinden 52 sinin katılmadığı bir kongre yapıldı. Bu toplantılarla katılımda, bunun çok büyük payı olduğunu düşünüyorum. Bizim öncelikle kendi aramızda birlik ve beraberliğimizi sağlamamız lazım ki, ondan sonra bu tür sivil toplum örgütlerinin yapacağı çalışmalarda çok daha aktif, çok daha demokratik katılımlar yapabilelim. Her kesimin bilgilerini, düşüncelerini buraya aktarabilelim.
Öncelikle ben şunu arz etmek istiyorum: Biz muhtarlar olarak, özellikle Çankayalı muhtarlar olarak Türkiye'nin başkentinin muhtarları olarak çok demokratik bir yönetim oluşturmak zorundayız.
Saygılar sunuyorum, teşekkür ederim.
BÜLENT GÜRSOY- Behçet Beye teşekkür ediyoruz, sağ olun.
Evet, ben Özgür beye bakıyorum, daha önce yine söz almak isteyen arkadaşımız varsa konuşsun. Yoksa, Özgür Beye söz verelim sanırım toparlayıcıbda bir konuşma yapacak gibi, evet buyurunuz;
ÖZGÜR ÖZDEMİR (Çankaya Muhtarlar Derneği Başkanı - Harbiye Mahallesi Muhtarı) - Değerli muhtar arkadaşlarıma merhaba diyor, sizlere bu toplantı için teşekkür ediyorum. Aşağı-yukarı bizlerin yani, şöyle bir, konuşmalardan özet çıkarılacak olursa çok yönlü bir sorunumuzun olduğu açık ortada. Bunların başında da iletişim sıkıntısı, yani sesimizi duyuramama sıkıntısı artı teori ve pratik çelişkisi ya da teorik-pratik sorunları var. Şimdi teori olarak, sizlerin donanım olarak tartışılmaz bir mükemmelliği, bizlerin pratik olarak yaşadığımız sıkıntıların bir araya gelmesinden doğabilecek bir takım yararların olacağı aşikar. Arkadaşlarımızın konuşmalarından örgütlü muhtarların ne denli sıkıntılar içinde olduğu ortada, yani buna hepimiz ortak olarak yaşıyoruz, ama şimdi örgütsüzlüğün ne çözüm getireceği de akıl alır gibi değil. Yani, örgütlü olmak zorundayız, sesimizi duyurmak zorundayız. Her türlü bize uzanan ele kayıtsız kalmamalıyız diye düşünüyorum.
Aslında muhtarımın isyanında çok şey vurguladığı ortada. Yani, cahil söyleminde bu ülkede, uygulamaların bürokrasi anlamında nedenli hak edilmeyen boyutlarda olduğunu vurgulamaya çalıştı muhtarım aslında. Ben bu konuda cahilim, verecek bilgim yok derken çok şey bildiğini ama uygulamanın kendisi için katlanılmaz olduğunu anlatmaya çalıştığının özeti, benim algıladığım boyutu. Bizler konuşulanlardan çok fazla zaman almadan özetlenmesi gerekirse, demokratik kitle temsilcilerinin duruşu çok önemlidir. Buradaki bir sıkıntıyı aşmanın en iyi yolu da, biz Çankaya muhtarlar derneği göreve geldiğinde anayasanın 10'ncu maddesini arkadaşlarımıza çerçeveletip sunmaya çalıştık. Duruşumuz bu dedik. Yani, kamu hizmetinde, kamu yanımızı böyle duruşla sergilemek zorundayız.
Tabii ki, alınan karları uygulamada ortak olarak, hem fikir olarak bir toplantıya katılmamakla bir şeyi çözemezsiniz, buraya gelip konuşmadıkça ya da burada fikrinizi söylemedikçe bir ilerleme kaydedemezsiniz. Sorun katılımcı olmak, fikrinizi söylemek, eleştiri anlamında da söylemek. Bir arkadaşımızın düşüncesi şu ya da budur, o ayrıdır. Yani, demokratik kitle örgütlerinde tek düzeliği savunmak çok akılcı bir şey değil zaten, çok sesliliktir, farlılıktır bu, güzelleştirir olayı, o güzelliği biz bir çatı altında toplayıp muhtarlık sorunları, muhtarlık kimliğimiz altında hangi yere, nereye sesimizi duyurabileceksek, ortak sesimizi yükseltebilirsek, sorunlarımız o denli çözülecektir. O denli kolaylaşacaktır mücadele anlayışımız ya da duruşumuz.
Geçmişte, göreve geldiğimizde hemen önümüze konan bir gerçek oldu ki, bu seçildikten sonra da hepimizin hemen karşılaştığı. Muhtar ağabeyimin de az önce anlattığı gibi otoritenin dayattığı bir yer mi, yoksa akıl ve fikrin üretildiğiği yer mi? Bizim yerimizi otorite bize dayatacak, koşulsuz kabul mü edeceğiz, yoksa seçilmişliğimizin demokratik duruşunu, akılcılığını tartışmaya açıp, halkında az önce söylettiği gibi söylemleriyle, halkında beklentileriyle bütünleşmemiz mi gerekiyor? Bir duruş dayanışması, TÜİK'in yaptığı uygulamada bunu sağlayamadık.
Türkiye İstatistik Kurumu tarafından tepeden inme dayatmacı bir şeyle ülkede bir şeyler yapılmaya çalışıldı. Doğru değildi, yanlıştı, hitapları yanlıştı, uygulama külliyen yanlıştı, ranta dayalı bir hataydı. O rantın da ifadesini bile söyleyemediler ve biz muhtar arkadaşlar tek yumruk olarak, orada güzel bir duruş sergiledik, ama sonra devam etmedi 12 arkadaşımız da. Kaymakamımıza, ben söylediğim için ben burada konuşuyorum, bizi yargısız infaz etti, hemen ihtar basit bir şey, yaz ihtarı. Neden, niçin, niye? Yok, sorgulama yok, yani fikir alma yok. Şimdi, biz bunları bu bilimsel yanıyla zenginleşen bir örgütlenme ve bizim de pratik içerisindeki sıkıntılarımızın ve bizden sonraki arkadaşlara devretmememiz gereken, yaşamı anlamlı kılan da budur zaten. Sıkıntılarımızı çözme mücadelesinde, dernek olarak da bizim de böyle bir amacımız var, yani bir dergi bir iletişim aracı olmalı.
Derneğimizin birçok eksiği vardı, bilgisayar donanımımız iletişimden uzaktı, bilgisayar devreye girmemişti, haberleşmede teknolojiden yoksunduk bunları aşmaya çalışıyoruz ve biz bu sorunları çözdükçe demokratik kitle örgütleriyle de iç içe olmak zorundayız. Yani, panelimize kimler katılıyor, bir panel düzenlendiğimiz zaman, içimizde bu işin çilesini çeken, bu işin yanlışlarını bedel ödeyerek, mahkemelerde sürünerek, mahkemelere giderek birçok arkadaşımız muhtar olmadan önce adliyenin yolunu bilmezken, bir otoritenin dayattığı bürokratik yapıyla, hiçbir şeyi olmadan mahkemelerde cezalardan nasibini aldılar. Biz de, öbürü de, hepsi bu olumsuzluğu yaşadı. Niçin, "o dediğimiz seçilmişliğinin demokratik yapısı hayata geçmediği" için.
Yani, seçilmiş insanın mahalle biriminde, demokrasinin basamağı olma söylemiyle çelişik bir uygulamanın içinde olmasından kaynaklandı. Eğer, bir bürokrat ya da kaymakam veya öbürü, bize bunları layık görenler, muhtarlığa seçildiği zaman acaba kendileri bunu kabul edecekler mi? Bu uygulamayı doğru bulacaklar mı? Soru işareti. Bunlar; kendine yapılmasını istemedikleri bir şeyi başkasına yapma diye bir ahlak kuralına rağmen, sistem bu çelişkiyi tamamen önümüze koyuyor. Tabii dernek olarak bizler bu değerlendirmeleri kendi içimizde yaparız. Toplarız arkadaşlarımızı bu oluşumla ilgili fikirlerini alırız, böyle bir oluşuma bakışlarını öğreniriz, oylarına sunarız kendileri bu yönde karar aldıklarında can-ı gönülden böyle bir çalışmanın içinde kesinlikle oluruz, bana göre de olunmalı diye düşünüyorum.
Şimdi, muhtarlıkla ilgili boyutuyla kalınmamalı. Muhtarlığın yasal çerçevesinde imarda yeriniz yoksa, yani okulu, camisi veya buna benzer kamu binalarının imarda yeri belirlenirken muhtarlığın imarda yeri düşünülmüyorsa, o zaman biz bu ülkede ciddi sıkıntılara layık görülen ve sorunlarıyla buradan başlayıp ta ayyuka çıkmış bir kurum olmaktan asla kurtulamıyoruz. Yasalar değiştiriliyor ama kısmen inisiyatife dayalı, belediyenin bütçesi müsaitse muhtar yaralanacak; belediye başkanı "bütçe müsait değil arkadaş kusura bakma" diyorsa, boynunu büküp oturacaksın.
Şimdi, yerel anlamda çok güzel söylemleri var, ama uygulamada asla bunun teneffüs edilmeyen bir kurum olmanın sancı ve sıkıntıları var, derneğimizin de maalesef bu konuda çok iyi yol aldığını söyleyemeyiz. Yani, demokratik yasal olarak, birimlere ulaşma, birilerine sesimizi duyurma, meclise: "Arkadaş bizim mahalle muhtarlığı noktasında yerimiz şurada" diyebilme noktasına henüz gelemedik. Bunu kabul etmek zorundayız ama bu az önce eleştirilerden de anladığımız kadarıyla bananeciliğin, adamsendeciliğin, benden gerisi tufan mantığının egolarından kurtulmadığı sürece yol alma şansı da yoktur. Yani, "ben 5 yıl seçildim, gelen ağam, giden paşam ", "ne şiş yansın ne kebap" bakış açısından kurtulmadığımız sürece, duyarlı bir seçilmiş olmadığımız sürece yol alma şansımız da maalesef olmayacaktır. Çünkü, demokratik kitle temsilcilerinde hiçbir zaman tek düze bir beyin yapısı beklenemez, bunu hiç kimse isteyemez, doğru değil. Nedir sorunumuz, muhtar kimliğimiz. Muhtar kimliğimizle ilgili sorunlarımızda, duruşta hata yapılmadığı sürece 50 defa yönetim değiştirin, 50 defa yönetim konusunda eleştiri yapın yol alma şansımız yok.
Başkanım yerden göğe kadar haklıdır, sayın Cömert başkanım. Çünkü, sıkıntılar onlar, bunun aşılmadığı, birlik berberlik mesajı verilmediği, demokratik yarışın bittikten sonra kol kola olunmadığı sürece de bizden sonrakilere yaşamı anlamlı kılan, en güzel yanı olan sorunsuz bir kurum devretme erdemini yaşayamayız. Biz, devretmeden ya da bırakmadan çekip gideriz ki, buda o dönemi anlamsız kılar. Yani, bir anlamı olmaz bana göre, işte biz geldik-gittik ama sorunlarımız aynen öbür arkadaşımızın önüne konmuş olur. Şu anda bu oluşumdan dolayı çok az gibi görünse bile, sayısal olarak katılımın üzerinde çok durmak gerekmiyor. Üretilebildiği kadarıyla üretelim, çoğalabildiğimiz kadar çoğalırız. O ileride zaman alacaktır, ama derneğimizin de bir bültene ihtiyacı olduğunun bilincindeyiz. Bu göreve geldiğimiz günden, bugüne kadar o çabanın ve uğraşının içinde olmamız gerektiğini biliyoruz, böyle bir katkıyı da dışlayamayız.
O anlamda ben, derneğimizin yönetim olarak, demin de vurguladığım gibi bir karar gerekiyorsa, ki bunu değerlendiririz, toplantı yaparız, el ele, kol kola bu işin yarınını, geleceğini belirleme kararını alırız ve sağlıklı bir yapılanmayı hayata geçirmiş oluruz. Bizler sıkıntılarımızı bir sonraki nesle devretmemek konusunda azimli ve kararlı olmak zorundayız. İlçe belediyesi ile, büyükşehir belediyesi ile, meclisle özellikle sıkı diyalogla yasal çerçeveyi oluşturup çalışmamız gerekiyor. Bugünlerde ciddi bir yaklaşım da var. Yani, başbakanlık özel idarenin muhtarların sorunlarıyla ilgili benim faksımı istedi, ben kısmen ilettim, ama kendisine de ilettim. Bu anlamda ciddi ve zaman kaybetmeden hızlı bir çalışmanın içine girilmesi gerektiği bir süreç içindeyiz.
Sizlere saygılar sunuyorum, tekrar tekrar teşekkür ediyoruz. Bu birlikteliğe bence ihtiyaç var.
BÜLENT GÜRSOY- Evet, şöyle yapalım. Ben sayın başkana çok teşekkür ediyorum, gayet güzel toparladı da aslında olayı.
Sonay Hanım söz istiyor aslında tamamladık ama arkadaşlar dauygun görüyorsa söz verelim... Evet Sonay Hanım buyurun.
SONAY ÇOBAN (Mustafa Kemal Mahallesi Muhtarı) - Özgür arkadaşımızın ve Barış arkadaşımızla yıllardır beraber muhtarlık yaptık, belediye meclis üyesi ve içimizden biri, bizim dertlerimizi bilen, anlayan her şeyimizi bilen bir arkadaşımız olarak meclise gitti ama ne derece yaptırımı olmuştur? Ancak o kadar olmuştur.
Biz, şunu söylüyoruz: Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne bizler sessiz kalmadık. Yetkili yerlere, her yere gerekli olan sıkıntılarımızı bir rapor halinde sunduk, fakat bunlar sene sonuna kadar geliyor geliyor ondan sonra bir kadük hikayesi çıkıyor, sil baştan bir daha dönüyoruz. Bizleri hiçbir zaman kimse önemsemiyor. Aslında herkesin temel taşı biziz, bizlerden çıkıyor. Her şey bizden ama icraata gelince biz nedense sıfırız. Yapacağımız hiçbir şey yok, dayatmaca. İşte, bir tanesi dediğiniz gibi biz seçilen kişiyiz, ama atanan kişi bize gel buraya; işte, "senin kaşına kara dediler, bu karayı niye sürdün?" Halbuki, o kara değildi, beyazdı, ama kara dedi. Bunun bir araştırması, incelemesi, şuyu buyu yok, hakkımızda hemen bir rapor, TÜİK denilen şeyi hiç kimse yapmamış, getirdi bana: "Onayla". Onaylamayınca: "Senin hakkında suç duyurusu" ve sayın kaymakamımız tarafından iltifatlandırarak bir şey aldım, ne diyelim işte, "ihtar" aldım. Ben konuşmak istemedim onu da. Buna benzer, yani milletvekilleri, ne bileyim herkes seçiliyor. Bir belediye başkanımız da muhtar dahi olmazsınız, başka bir belediye başkanına cevap verirken zannediyorlar ki, o muhtarlık o kadar kolay seçiliyor ki, muhtarın; ala kaşı, kara gözü, sarı saçı, mavi şeyi ne varsa incelenerek yapılır, ama bir milletvekili seçiminde A partisinin milletvekilidir, seçilmemiştir. Yani, onu kimse tanımaz, ama gider ona oy verir. Oysa ki, biz öyle değiliz. Biz her şeyin arısı, durusu, safıyız. Buna rağmen hiçbir icraat yaptıramayan kişiyiz.
Bir belediye biriminin müdürüne gideriz; 10 kez telefon zinciri, dilekçe, ondan sonra el ayak öperek, ne hikmetse bir hizmet alırız, mahalleye onun sevincini yaşatırız. "Bizim yaşadığımız bu" ve bizlere kimse sahip çıkmıyor. Dernekler olarak da gidiyoruz, her türlü yapılması gereken müracaatları da yapıyoruz. Sonuç ne oluyor; koskoca bir fiyasko. Benim arkadaşlarım zaten anlattı, ilaveten de bunları söyleyeceğim.
Teşekkür ediyorum.
BÜLENT GÜRSOY - Evet, teşekkür ediyoruz, çok teşekkür ediyoruz.
Önemli bir noktaya geldiğimizi düşünüyorum ben bütün bu konuşmalardan sonra, birlikte iyi bir şeyler başarabileceğimize inanıyorum. Bizim, sizlerin bu sorunlarınıza önemli noktalarda katkılar koyabileceğimizi ben ve arkadaşlarım biliyoruz. Bunu zaman içerisinde karşılıklı belki göreceğiz, bulunduğumuz ortamlarda. Birlikte iyi bir şeyler yapacağız. Şimdi, biz bu toplantının sonunda bir yayın kurulu oluşturalım diye de düşünmüştük yazarken, ama dedik ki, hani her şeyi ortak akılla yapalım, birlikte üretelim, adıyla sanıyla bu işi yürütecek arkadaşlarıyla.
Şimdi, buradan çıkan akıl bize şunu gösteriyor: "Muhtarlar derneği bir kere kendi içinde bu konuyu mutlaka değerlendirecek" sayın başkanın dediğine göre. Siz dernek olarak o değerlendirmeyi yaptıktan sonra bir toplantı daha bu şekilde yapalım. Sizlerin de önereceğiniz yine belki bireysel olarak da "ben de içinde yer almak istiyorum" diyen, arkadaşlarla bir yayın kurulunu oluşturalım. Bunun sistematiğini birlikte paylaşalım. Baştan tanıştırmadım, sona bıraktım özellikle, Erkal VARDAR Bey bu anlamda koordinasyonda görev alacak bizimle birlikte, teknik anlamda, bu işler için biliyorsunuz gönüllü insanlar her zaman gereklidir. Yıllardır bu konularda mücadelesi vardır Erkal Vardar Beyin, sağ olsun, bu konuda da bize yardımcı oluyor. Bir koordinasyonda bulunacak, Onur Şahin arkadaşımız asistanlık konusunda yardımcı oluyor. Bunların hepsini yeniden değerlendiririz, teknik görev alacak arkadaşları belirleriz. Bir anlamda sosyal diyelim, siyasi deyince yanlış anlaşılabilir, sosyal görev alacak, yayın kurumunda bulunacak arkadaşlarımız, hep birlikte oluştururuz. Eğer, kararlarınız olumlu olursa ve birlikte yapalım derseniz, bence çok iyi işler de üretiriz.
Böyle bitirelim uygunsa. Çok teşekkür ediyoruz, Pazar gününüzü ayırdınız. Bence boşa gitmedi ciddi şeyler öğrendik karşılıklı. Bundan sonrasını birbirimizle haberleşerek yürütelim, dernekten bir adım bekleyelim. Uygun mudur arkadaşlar? Çok teşekkür ediyoruz katıldığınız için, onurlandırdınız bizi, sağ olun.
-----&----